MeyvaliköyüHaber
Rize Haber
Trabzon Haber
Artvin Haber
Fındıklı Haber
Pazar Haber
Ardeşen Haber
Çayeli Haber
Arhavi Haber
Spor Haber
Siyaset Haber
Türkiye Haber
Teknoloji Haber
Sağlık Haber
Adsl kota
Adsl kota
Destanlar
Festivaller
İlanlar
Komedi
Laz müzigi
Laz tarihi
Laz fikralar
Laz alfabesi
Laz yemekleri
Link adresleri
Makale
Oyunlar
Programlar
Rizeli ünlüler
Videolar
Turizm
Sanatçilarimiz
Yönetim
Rize ilçeleri
Findikli
Ardesen
Çayeli
Çamlihemsin
Ayder
Hemsin
Pazar
Güneysu
Kalkandere
İkizdere
Derepazari
İyidere
Kalkandere
Karadeniz illeri
Artvin
Rize
Trabzon
Giresun
Bayburt
Ordu
Tokat
Samsun
Amasya
Kastamonu
Bolu
Safranbolu
Zonguldak
Yaban hayat
Atmaca
Avcilik
Av resimleri
Tarim
Çay
Findik
Kivi
Yetişenler
Turizm ve Ulasim
 
BOLU ili hakkında bilgiler

Bolunun Tarihçesi (Genis Kapsamli)

BITHYN'LERIN HAKIMIYETI

Hitit Imparatorlugunun tarihe karismasindan sonra Anadolu güç dengeleri degisti. Phyrig ve Bithynler, Sakarya bölgesinde yerlestiler. Bithynlerden önce de Bebrykler, Mariandynler, Koukones'ler, Thynler ve Paphlagon'lar Bolu yöresinin ilk ahalisini teskil ettiler. Lydler, Persler de Bolu'da hakim topluluklardi. Hellenler baska kültür ve görüsü Bolu'ya tasidilar.
Iskender, sefer yolu üzerinde olmadigi için Bithyn ve Paphlagonlara boyun egdiremedi. Fakat, onun ölümünden sonra, Hellenistik kralliklar döneminde, Bithynler, Bolu'nun Güney Marmara'nin hakim unsuru oldular. Xnephon, Anabasis denilen onbinlerini Karadeniz sahilinden ülkesine getirirken, Bithyn arazisinden geçmistir.
Bu sirada Herakleialilar, onlara bazen dostane bazen de düsmanca tavir takindilar. Bolu'nun kuzey batisindaki Kalpe dolaylarinda Bithyn ve Hellen çarpismalari meydana gelmis ise de taraflara pek zarar vermemistir. Bithynlerin Bolu hakimiyeti M.Ö 279 - M.Ö 74 tarihleri arasinda olmustur. Kuruculari, I. Nikomedes'dir.
Bu kral, Izmit Körfezinin bitim yerinde Astakos'un tam karsisinda, kendi ismi ile anilan Nikomedia'yi kurmus ve baskent yapmistir. Böylece Bolu da siyasi ve askeri bakimdan Nikomedia'daki yönetime bagli kalmistir. Nikomedes'den sonra saltanat süren Bithyn krallari Ziaelas (255-235), I. Prusias (238-183), II. Prusias (183-149), II. Nikomedes Epiphanes (149-120), III. Nikomedes Eugergetes (120-92), ve IV. Nikomedes Philopator (92-74)'dir. Zieales Paphlagonia fetihleri sirasinda Krateia'yi imar ettirdi.
Bolu ovasinda Bithynion önemli bir Bithyn üssü olarak göze çarpti. Prusias isimli krallar da daha çok Nikomedia-Herakleia çizgisinde, fetihlerde bulundular. Hypios kenarinda kurduklari yeni sehre Prusias adini verdiler ve mimari eserlerle süslediler. Nikomedes ise, Galatlarin Orta Anadolu'da yerlesmesini sagladi. Galatlar, çevrelerindeki devletlere sürekli zarar verdiler. Bu arada Bolu arazisini de istila ve yagma ettiler.
Bununla da kalmayarak, Herakleia/Karadeniz Ereglisi'ne de saldirdilar. Alapli vadisinde, inatla sehri düsürmek için kamp kurdular. II. Nikomedes zamaninda, M.Ö 149'dan sonra, Hellenizmin tesiri artti. 105 yilinda Roma-Pontus meselesi Bithynleri de etkisi altina aldi. 104 de Paphlagonia, yani Bolu'nun dogusundaki topraklar Bithyn ve Pontuslular arasinda paylasildi. III. Nikomedes ise, Bithynlerin degisik karakterli krali olarak tanindi.
Halkin destegini alamadi. Iç otoriteyi saglamak için de dis yardimlara bas vurdu. Pontuslular böylece Bithynia'da söz sahibi olabildiler. Fakat Nicomedes'in degisen siyaseti üzerine, bu defa Romalilar Pont Krali ile karsi karsiya geldiler. III. Nikomedes, Roma'lilara sigindi. Gnl. M. Uquillius'u kral ile Bithynia'ya gönderen Roma, kisa zamanda destekçisi oldugu kralin tahta geçmesini temin edebildi.
Bithyn hazinesi, Romanin sürekli istekleri karsisinda zayifladi. Kral, her defasinda ahaliyi ezmeye ve onlari fakirlige sürüklemeye basladi. Askerlerini toplayan III. Nikomedes, Paphlagonia'daki liman sehri Amastris'e hücum etti. Takiben, M.Ö. 98 de Pontus-Roma Harbi patlak verdi. Mithridates, güçlü bir ordu ile Bithynia'yi istila etti. Krateia, Bithynion ve Prusias pros Hypios, Pontus çizmesi altinda kötü günler yasadi.
Bunun üzerine Kral Nikomedes, çaresiz olarak, Romaya sigindi. M.Ö 87 de, Consül Cornelius Sulla, önce Atina'ya saldirdi. M.Ö. 86da Pontus ordusu yenilgiye ugratildi. L. Valerius Flaccus, Byzantion (Istanbul)'dan Anadolu'ya geçti. Böylece Roma ordusu Bithyn topraklarina ayak basmis oldu. Sonunda Mithridates kalici bir barisa mecbur kaldi. Dardanelles'de, taraflar arasinda baris imzalandi. Mithridates Sangarius'un dogusunda istilâ ettigi bütün topraklari iade edecekti.
M.Ö. 85 de III. Nikomedes, Roma'lilarin sagladigi imkân ile tahtina oturdu. M.Ö. 94-M.Ö. 74 de saltanat süren IV. Nikomedes, Bergama Krali Attalos'un yaptigi gibi ölümünden önce vasiyetname ile Bithynia'yi Roma'lilara birakti. Bu durum Roma-Pontus gerginligini artirdi. Mithridates tekrar Bithynia'yi ve çevresini istilaya kalkisti. Roma, önemli consüllerini Bithynia'ya savas için gönderdi. M.Ö. 74 de, M. Aurelius Cotta'ya Bithynia Eyaleti valiligi verildi. Bu general Kadiköy önlerinde donanmasini demirledi.
Bithynia'da görevli Romalilar bunu firsat bilerek, kendisine katildi. M.Ö. 72 de, Roma Pontus harbi Ege Denizine siçradi. Sonunda, Romalilar, Mithridates'e büyük bir darbe indirdiler. Kral, Bogaz yolu ile Karadeniz'e açildi. Fakat, büyük bir firtinaya tutuldu. Mecburen, Prusias pros Hypios kenarindan akarak, Pontus Euxinos'a dökülen Hypios Nehri agzina sigindi.
Bir korsan gemisi ile de Herakleia üzerinden ülkesine gitti. M.Ö 71/70 de, Romalilar, Bithynia'nin liman kenti Herakleia'yi da ele geçirdiler ve Paphlagonia sinirina dayandilar. Tarihçilere göre, Bithynlerin son krali M.Ö. 74 de ölen IV. Nikomedes'dir. Vasiyeti ile Bithynia, resmen Roma eyaleti haline getirilmistir.



ROMALILAR
M.Ö. 74 / M.S. 395
Bithynhlerden sonra, yöre halki bu defa Romalilara boyun egdi. Hellenlesmenin yerini bu defa lâtinlesme aldi. Nicomedia yaninda, doguda Bithynium da merkezi sehir haline geldi. Latinlesmenin ilk etkisi Bithynium civarindaki sehirlerde de göze çarpmaktadir. Krateia/Crateia, Prusias pros Hypios/Prusias ad Hypium Herakleia da Heracleia gibi resmi yazismalarda kullanildi. M.Ö. 64 de Pompeius, Bithynia-Pontus Eyâletini düzenledi. Bithynia valisi de eskiden oldugu gibi Bithynium'da oturmaya basladi. Kitabeler ve paralardan anlasildigina göre, Roma döneminde, Iulius, Claudius, Dört Imparatorlar, Flavius, Traianus, Hadrianus, Antoninus Severus, Asker Imparatorlar, Birlikçiler, Dogu Monarsizmi, Constantinus Magnus ve Valentinianus gibi sülaleler imparatorlugu yönettiler. Bithynium da bu imparatorlarin tebaasi olarak yasamislardir.
C. Papirius Carbo, Domitianus, Hadrianus, Iulia Domna, Caracalla, Macrinus, Elagabalus, Iulia Paula, Severus Alexandres, Maximinus, Philip, Galianus gibi idarecilerin paralarina çok miktarda rastlanmakta olup, bunlarin bir kismi hususi ellerde ve müzelerde korunmaktadir. Bunlara ait paralar, Bithynium, Prusias ad Hypium, Heracleia Pontica ve Crateia'da bulunmustur. Roma'lilarin, Prusias ad Hypium'da da yerlestikleri kitabelerden anlasilmaktadir. Zira, biri disinda bir çok kabile Roma kökenlidir. Bithynion hakkinda ise aydinlatici bilgiler sinirli kalmaktadir. Roma'li memurlar, valiler ve din adamlari muhtemelen simdiki Hisar'da ikamet etmekte ve eyaleti idare etmekteydiler.
Bolu'nun da içinde bulundugu Bithynia hakkinda, M.Ö. 64 ile M.S. 21'de yasamis olan meshur cografyaci Strabon'un anlatimlari, Roma'lilarin ilk devresi için son derece önemlidir. Bithynia, Bithyn'ler, Herakleia Pontika, Mariandynler, Kimmerler, Paplagonia ve Paplagonlar, Prusa/Prusias sehirleri, Iskit kökenli olmasi kuvvetle muhtemel Kaukonlar, Thyn'ler ve Thynia Adasi yaninda Bolu için de ilgi çekici ifadelere bu yazarda rastlanmaktadir. Strabon'a göre, Bithynia'nin iç kisimlarinda, Tieion'un üst tarafinda kurulmus olup, sigirlar için en mükemmel otlak olan ve Salanites peynirinin yapildigi Salona etrafindaki topraklari da içine alan Bithynion ve ayni zamanda Bithynia'nin merkezi olan (Bithynion) ve çok genis ve verimli oldugu halde, yazin saglik için hiç de iyi olmayan bir ova tarafindan çevrili bulunan Askania gölünün kenarinda kurulmus Nikeia da yer almaktadir.
Bithynion, M.S I. yy. da, bir Roma sehri olarak karsimiza çikmaktadir. Batisinda Kieros/Prusias ad Hypium, dogusunda ise Paphlagonia yolu üzerindeki Krateia yer almaktadir. Strabon'un sehir ve çevresi hakkinda verdigi bilgiler içerik bakimindan simdi de özelligini korumaktadir. Bithynia'da Sangarios ile Paphlogonia arasinda gösterilen Mariandynler, Kaukon'larin da komsusu idiler. Mariandyn'ler, Bolu'nun Karadeniz sahilinde, Herakleia Pontika'da göze çarpiyorlardi. Herakleia Pontika'yi ilk kuranlar Mariandynlerdi. Kolonizasyon devrinde ise Miletoslular, destan kahramani Herakles'in adina izafeten bu kaleyi-sehri daha da mükemmellestirmislerdir. Strabon'un da yazdigi gibi, Miletoslular, Mariandynleri topragi ekip-biçmekle görevli Heliotes gibi kullanmak istediler.
I. yy. da Bithynium ismi terk edildi. Imparator Claudius (41-54) adina yeni bir sehir insa edildi. Burasi da kalintilardan anlasildigina göre, Bithynium harabesi üzerinde yükselmisti. Claudius, Tiberius Claudius Nero Germanicus adi ile taninmakta idi. O, Nero ile Antonia'nin ogludur. Ayni zamanda, Tiberius'un yegeni ve Augustus'un esi Livia Drusilla'nun torunuydu. Claudius, 43 yilinda Anadolu'ya geldi. Bazi bölgeleri egemenligi altina aldi. Roma geleneklerine siki sikiya bagliligi ile tanindi. Claudiopolis sehri belki de onun emri ile tam bir Roma kenti özelligine kavusmustur. Almanya'da kurulan ve Bolu ile ayni adi tasiyan sehir, Colonia Claudia Agrippinensis olup, simdiki Köln ile ayni yerdir. Flaviuslar hanedani sirasinda, Bolu gibi Krateia da askeri nedenlerle, yenilestirildi. Bu sebeple kale ve sehre Flaviopolis denilmistir. Ancak, sonraki belgelerden de anlasildigina göre Flaviopolis ismi uzun ömürlü olmamis, ahali tekrar Krateia'yi benimsemistir. 98-117 tarihleri arasinda saltanat süren Traianus, Bithynia'ya özel bir önem verdi. Plinius'u, legatus augusti unvani ile Nicomedia'da görevlendirdi.
Bu yazar ile imparator arasinda mektuplasmalar olmustur. Sangarius'un batisindaki, Nicomedia/Izmit tarafindaki Sophon Gölü'nün deniz veya körfez ile birlestirilmesi konusu üzerinde durulmus ama proje hayata geçirilmemistir. Claudiopolis'in güneyinde Olympus Bithynicus Ala Dag etegindeki sicak su banyolari da Plinius ile Traianus arasindaki bir mektuba konu olmustur. Plinus, "Claudiopolis'de bir dagin eteginde bir hamam yeri kaziyorlar. Bu isler hakkinda ne yapayim? Bana önerilerde bulunabilecek bir mimar gönderebilir misiniz?" diye mektup yazdiginda Traianus da su cevabi göndermisti; "Siz yerinde bulunuyorsunuz. Kendiniz karar veriniz. Mimarlara gelince; Roma'da olan bizler onlari Yunanistan'dan çagiriyoruz. Siz de o civarinda bulunanlarindan temin yoluna gidiniz." Roma Imparatoru Hadrianus'un da Bolu'ya özel ilgisi olmustur.
117-138 de saltanat süren Hadrianus, sehirde büyük törenle karsilanmis, ikametinde ilgi gösterilmis ve sonra ugurlanmistir. Simdi bazi Avrupa müzelerinde de degisik heykelleri olan Antinous ile tanismasi da Roma dünyasinda akislere sebep olmustur. G. Blum, L. Dietrichson ve A. J. Gayet'nin arastirmalarina konu teskil eden Antinous, muhtemelen 110 da dünya gelmisti. Anavatani Bithynion idi. Imparator tarafindan himaye edilmis, onunla Misir ve daha bir çok yer gezilmistir. 130 da Nil nehri kenarindaki Besa'da bogularak hayata veda etmistir. Öldügü yer yakininda Antinoupolis gibi muhtesem bir sehir insa edilmistir. Hadrianus'un Bithynia paralari üzerinde yapilan incelemede Antinous Tapinagi'nin sekline rastlanmistir.
Claudiopolis paralarinda da Antinous'un profilden sekillendirilmis portresine tesadüf edilmektedir. Burada görülen tapinagin cephesi sekiz sütunlu ve korint stilindedir. F.K. Dörner ve S. Eyice'nin de ifade ettigi gibi Roma devrinden kalma kitabe, bina parçalari ve heykeller sehrin tarihini aydinlatmaya yardimci olmaktadir Örneklerini Bolu veya Istanbul'daki Arkeoloji Müzesinde görebilmek mümkündür. Fransiz arkeologlarindan G. Perrot, Bithynia'yi gezdiginde, Prusias ad Hypium'da ilgi çekici bir kitabeye rastlanmistir. Augusta, Tebai, Germanicus Sabien, Dionysios, Tiberius, Prusias, Megare, Iulia, Hadrianus ve Antoninus gibi kabileler kitabede belirtilmektedir.
Buradaki Prusias kabilesi haricindeki diger bütün ahali yukarida temas edildigi gibi Roma kökenlidir. Degerli arastirmaci Prof. Dr. S. Eyice de, Ilkçag Bolu'sunu anlatirken, özetle önemli haberler vermekte ve sunlari yazmaktadir: "Bugün sehrin ortasinda yükselen büyük tepe ise herhalde ilk yerlesmenin izlerini tasiyan yer olmalidir. Bunun üstü, insan eli ile düzlestirilmis olup, burasinin bir höyük olduguna da pek süphe edilmez." Mortdman, 1854 de Bolu'ya geldiginde bu tepe etrafinda iri taslardan yapilmis bir duvar ile tepenin üstünde ve tam ortada büyük ve uzun bir yapinin temellerini görmüstür. O sirada bu kalinti tas ocagi olarak kullanilmaktadir. Bolu'da her tarafta eski pek çok islenmis mimari parçalar görülür. Nitekim Vilayet Konagi'nin girisindeki sütunlarin basliklari bile eski harabelerden devsirilmis parçalardir...
Bolu'da ilkçag nekropolünden bazi izler bulunmustur. Fakat degerli ve önemli buluntular veren mezar odasi Bolu'nun uzaginda Hidirlar yakininda meydana çikarilmistir. Istanbul-Ankara yolunun yapimi sirasinda Bolu tepesinin yamacinda bazi mimari parçalarin Bithynium-Claudiopolis sehrinin tiyatrosunun kalintilari olabilecegi ileri sürülmüstür." Konuralp'in koruyucusu tanriça Tyche'yi tasvir eden M.S. 2. yy.a ait 2.60 m. boyundaki heykel olup, 1931'de bulunmustur. Simdi Istanbul Arkeoloji Müzesindedir. Eser, güzel bir Roma devri kopyasi olarak kabul edilmektedir... Nitekim Bolu'nun 20 km. güneydogusunda Bünüs köyünde, tam tepede Roma devrine ait döseme mozaikleri bulunmustur. Roma Devrine ait bir heykel de, Konuralp'de, yakin zamanda tesadüfen ele geçirilmistir. Agirbasliligi ile söhret kazanmis olan Gallia menseli Antoninus Pius (138-161)'un mermer büstünün bir örnegi halen British Museum'dadir.
Claudiopolis, Dörtlü Idare zamaninda da önemi korudu. Nicomedia'nin dogu baskenti olarak seçilmesi de bunda önemli rol oynamistir. Diocletianus zamaninda hristiyanlik Bithynia'da kalici bir suretle yayilmaya baslamis ve o da bu din taraftarlarina eziyette bulunmustur. Buna ragmen paganizm hristiyanlik karsisinda tutunamamis, kisa zamanda Bithynia'nin bir çok yeri kiliselerle dolup tasmistir. Claudiopolis, Heracleia ve Prusias ad Hypium gibi merkezlerde de büyük kiliseler yapilmis ise de çesitli nedenlerle zamanimiza kadar gelememistir.
Ancak, III. yy sonrasi haçli mezar taslari da mevcut olup, müzelerde korunmaktadir. Iulianus ve Jovianus devirleri de Iranlilarla harplerle geçti. Nicomedia'ya dönmekte olan imparator Jovianus, 16 Subat 364 de, Bolu yakinlarinda ve güneyindeki Dadastana'da öldü. Bir rivayete göre soba dumanindan zehirlendi. I. Theodosius zamaninda Roma Imparatorlugu ikiye ayrildi. Merkezi Roma olan Bati Roma; yine merkezi Bolu'nun batisindaki Nicomedia olan Dogu Roma Imparatorlugu. Böylece, 395 den sonra Bolu için yeni bir dönem baslamaktadir.



DOGU ROMA ve BIZANSLILAR
Dogu Roma ve ondan sonra uzun zaman imparatorluk hayatini sürdüren Bizanslilarin Caudiopolis/ Klaudiopolis hakimiyeti de genelde sükûnet içinde geçmistir. On asirlik sürede Klaudiopolis ve çevresi Herakleios, Suriye Amorion, Makedonya, Dukas Kommenos Laskaris ve Palaiologos gibi Hanedanlara bagli kalmistir.
Iustinianus'un saltanati esnasinda, Adapazari yakinlarindaki Sangarios Nehri üzerine meshur Pontogephyra insa edilmis ve yolcularin Bithynianin dogusuna, Paphlagonia'ya, Galatia'ya saglikli gidip-gelmeleri saglanmistir. Honorius Eyaletinin gözde sehirlerinden olan Klaudiopolis'in hristiyanlik bakimindan da ön plana çiktigi gözlenmektedir.
Kalikrates, Gerantius, Kalogeros, gibi metropolitler dini hayatin kopmaz parçalari olarak söhret kazanmislardir. Iustinianus'dan sonraki hanedanlar, ülkeyi eskiden oldugu gibi thema denilen askeri valilerle yönettiler. Opsikion, Optimatum, Bukellarion gibi isimler altinda göze çarpan themalarin idare yeri Klaudiopolis idi.
Strabon'un tasvirine uygun olarak, yöre yine tarim memleketi olarak göze çarpmakta, yesil düzlüklerinde bol miktarda hayvan yetistirilmekte idi. Bunlar ulasim ve yiyecek maddesi olarak büyük boslugu doldurmaktaydilar. Ayrica her türlü agaç cinsinin bulunmasi, Bizans sosyal hayatinda da rol oynamis ki Osmanlilar zamaninda da ayni aktivite devam ettirilmistir.
Makedonia sülalesi devrinde, bazi ekonomik ve askeri krizler, Bithynia'yi, dolayisiyla Kaudiopolis'i de etkiledi. Imparatorluk, Balkanlardan ve Dogu Anadolu'dan Türklerin baskisina maruz kaldi. I071 Malagirt Meydan Savasi sonunda, Anadolu Türklerin eline geçti. Iznik merkez olmak üzere Selçuklu Devleti kuruldu.
Bunu Haçlilarin firtinasi takip etti. 1177'de, Bolu Selçuklularca kusatildi. Myriokephalon'da bir yil önce büyük bir bozguna ugramis olan Manuel Komnenos, eger Bolu'daki kusatmayi kaldirabilirse, yitirilen itibarini yeniden kazanmis olabilecekti.
Bizans tarihçisi Niketas Khoniates, Türklerin Bithynia'daki ilk ciddi baskisini anlatirken sunlari yazmaktadir: "Çok geçmeden Türkler, Roma Imparatoru Claudius'a nisbetle adlandirilmis Klaudiopolis sehri çevresinde ordugâh kurdular. Önce Bizans garnizonunun sehir disina bir adim bile atmasini önlediler. Sonra da tam anlami ile bir kusatmaya geçtiler.
Bu sebeple sehirleri içinde kusatilmis olanlar imparatoru, bu kusatmayi kaldirtacak bir kuvvet gelmedigi takdirde sehri Türklere teslim etmekle tehdit ettiler. Çünkü, ne devamli bir açliga tahammülleri vardi, ne de, düsmanlari kovalayacak güce sahiptiler. Su hâlde Manuel Komnenos, is isten geçinceye kadar beklemedi.
Haberi aldigi günün ertesinde hareket ederek elinden gelen sür'atle Nikomedia üzerinden Klaudiopolis'e yürüdü. Yanina ne çadir, ne yatak, ne silte ve ne de herhangi bir imparatorun yaninda bulunmasi ve onun dinlenmesini mümkün kilmak için gerekli bir sey almisti. Yaninda sadece atinin eyer takimi ve zirhi vardi. Hergün büyük mesafe aliyordu.
Çünkü kusaticilardan daha önce davranmak ve kusatilanlarin basina her hangi birsey gelmeden oraya ulasmak hususunda öyle büyük bir arzu ve ihtiras vardi ki sözcükle tarif olunamaz. Geceleri uyumuyor, çira isiklari altinda Bithynia'yi asiyordu. Bu yöre, her tarafta uçurumlarla doludur. Sik ormanlari yüzünden bir çok yerinde geçise izin vermez.
Eger Manuel Komnenos bir az dinlenmek zorunda kalirsa toprak onun iskemlesiydi. Kuru otlar ona hali görevi yapmak zorunda idi. Arada yagmur yagdiginda ve dinlenme yeri bataklik bir vadide ise, o zaman imparator, yukaridan yagmur, asagidan rutubet sebebi ile uykusundan oluyordu.
Ama, iste asil bu anlarda, Manuel Komnenos, taç ve purpur içinde altin islemeli egeri ile atina bindigi zamandan çok daha fazla seviliyor ve kendisine karsi çok büyük bir hayranlik duyuluyordu. Imparator, hedefine yaklastiginda, Klaudiopolis etrafinda bulunan Selçuklular bundan haberdar olup, derhal kaçmaya basladilar. Birliklerin alâmetlerini tanimislar ve silahlarin pariltisini görmüslerdi. Imparator onlari, elinden geldigi kadar uzaklara kovaladi.
Türklerin büyüklügü karsisinda bezginlik içine düsmüs olan Klaudiopolis, Bizanslilar için imparatorun gelisi zorunlu kürek çekmekten harap olmus gemiciler için uygun bir rüzgarin esmeye baslamasi, kisin verdigi zahmet ve hüzünden sonra gelen ilkbahar ve güç ve elemli bir baslangiçtan sonra islerin düzelmesi gibi büyük sevinçle karsilanan bir olaydi ". Niketas Khoniates'in bu kaydi disinda, Selçuklular devri için Bolu'ya dair herhangi bir haber göze çarpmamaktadir.
Ama Selçuklular, Paphlagonia'nin batisinda, kuzeybatisinda, sürekli hareket halinde idiler. Bizans daha sonra Paphlagonia'yi, Amastris ve Herakleia hariç olmak üzere, ebediyen kaybetti. Kastamonu, Çankiri ve Ankara'da Konya Selçuklulari egemen hale geçtiler. Kiliç Arslan ölmeden önce, töre geregi devleti ogullari arasinda paylastirirken, Ankara'yi oglu Muhyiddin Mesud'a birakti. Bundan sonra, Kuzeybati Anadolu'daki fetihleri bu Selçuklu sehzadesi devam ettirecektir. Dadybra sinir kalesinin düsürülmesinden sonra Bolu ve Herakleia yolu da açilmis ve bu yerler Bizans'in dogu siniri haline gelmistir.
1204'de, Istanbul Latinlerin eline geçti. Bazi ileri gelenler Nikeia'ya sigindilar. Laskarisler böylece Bizans Imparatorlugunu burada devam ettirdiler. Ayrica merkezi Trabzon olan Komnenoslar ile Laskarisler arasinda nüfuz mücadelesi de basladi. Sakarya nehrinin dogusundaki askeri harekat, Prusias yolu ile deniz kenarindaki Herakleia'ya kadar uzadi. Palailogoslar zamani da Klaudiopolis için Türk baskilarinin hizlandigi devre oldu.
Herakleiali tarihçi ve yazar Nikephoros Gregoras ve Pachimeres, Mogollarin etkili oldugu yillarda, Türklerin de tehlikeye düstügüne dikkati çekmektedirler. Nitekim, Paphlagonia'dan akip gelen Türkmenler, Bizans sinirlarini hemen her noktada delmisler yeni hayat sahalarini meydana getirmislerdir. Tekfur adi verilen kale yöneticilerinin de durumu bu sekilde güçlesmistir. Askeri ve kendi mali ihtiyaçlarini temin için agir vergiler koymuslar bu hareketler de ahaliyi oldukça güç duruma sokmustur.
XIV.yy baslarindan XV.yy.a kadar Bolu bölgesinde Türklesme hareketleri basladi. Bizans ilk önce Sakarya Nehri kenarindaki Geyve'yi kaybetti. Bu fetihler zinciri, Türk hanedanlarinca devam ettirildi ve görülecegi gibi Amasra'nin fethi ile noktalanmistir.



KLAUDIOPOLIS - BOLU ÇEVRESINDE TÜRKLER
XIV.yy baslarinda, Bolu'yu da içine alan kuzeybati Anadolu'nun görünüsü söyledir. Merkezi Kastamonu olan Candarogullari, Ankara'da Ahiler, Sögüt ve civârinda Kayilar, Sakarya'nin dogusu ve batisinda, sahillerde Bizanslilar veya Palaiologoslar. Ancak, Göynük, Gerede ve Bolu'da da tampon küçük beylikler de mevcuttur. Ertugrul Gazi ile birlikte Sögüt taraflarina göç eden Samsa Çavus Kabilesi de sonunda Sakarya nehrinin kuzey tarafina geçerek, ormanlik, çam agaçlari ile süslü yaylalara yerlesmis haldedir.  
Kayilar, Oguz Kabilelerinden olup, Cengiz istilasi ile Anadolu'ya göç etmis, Sürmeli, Pasin, Erzurum ve Erzincan taraflarinda dolasmislardi. Ertugrul Gâzi, tarihi bir karar vererek, Anadolu'ya gitti. Selçuklu Sultaninin izni ile gaza ucu olan Bithynia sinirlarina yerlesti. Bizans tarihçileri Sakarya ile Paphlagonia arasinda Amurios Ogullarindan bahsetmektedirler. Ancak bunlarin kimlikleri kesin olarak aydinlatilmis degildir. Mudurnu Daglarinda isaret edildigi gibi Samsa Çavus ve kardesi Sülemis vardi.  
Asikpasazade ve Mehmed Nesri Efendi, ondan kisaca bahsederler ve Osman Gazi'nin çagdasi oldugunu vurgulamaktadirlar. Samsa veya Samsama Türk-Islâm dünyasinda kullanilan önemli isimlerden, unvanlardandir. Sülemis isimli kardesi de kendisine yardimci olmus, Osmanli Beyligi ile ilk temaslarda rol oynamistir. Bunlarin Ilhanlilarla temasi oldugu da ileri sürülmektedir. El-Ömeri ve Ibn Battuta'nin kaydettigi Göynük, Gerede ve Bolu Ahileri hakkinda bilgiler de azdir.  
Sihâp ed-Din el-Ömerî, Anadolu Beylikleri hakkinda Ibn Battûta gibi, önemli bilgiler vermektedir. Mesâlik el-Ebsar fî Memâlik el-Emsâr'inda, Göynük, Gerede ve Bolu hakkinda yazdiklari da Anadolu'lu Sabar Hasr (?) kasabasi ahalisinden Seyh Haydar Uryan'in Ifadelerine dayanmaktadir: "Haydar el-uryan'in haber verdigine göre; Anadolu'da Cengiz Han'a ait olan ülkelerden baska sadece Türk elleri altinda mevcut ülke ve memleket sayisi onbirdir.
Bu siralamada 8. olan Gerede memleketidir ki, Sâhin Ilidir. Askeri besbin atli kadardir. Göynük Hisar memleketidir ki, Emir Umur Ilidir. Askeri üçbin kadardir... Gelelim Cengiz Han ailesine ait yerlere; .... Bolu Sultaninin ilidir. Burada uygur sehirler yoktur. Köylerden meydana gelen, çayir ve otlaklarla uzayip giden bir çayirliktan ibârettir. Burasi Germiyan ülkesi ile Süleyman Pasa Ili'nin arasinda, yani Germiyan'in dogusunda Süleyman Pasa'nin batisindadir.
XIV. yy.in ilk yarisinda, 1333 yilinda Tancali Arap Gezgini Ibn Battuta, Orhan Gazi ve Candaroglu I. Süleyman Pasa zamaninda Göynük, Mudurnu, Bolu, Gerede'den geçti. Bu kasabalar hakkinda önemli bilgiler veren Ibn Battûta, Göynük'ün Orhan Gaziye bagli oldugunu, safran üretiminin yapildigini yazmaktadir. Kis aylarinda karli bir zamanda Mudurnu'ya seyahat etmis, Cuma namazi sirasinda kasabaya varabilmistir. Mudurnu, Bolu'ya bagli ve o günün sartlarina göre de Kastamonu'ya on günlük uzakliktadir. Bolu'ya yolculuk ederken, Büyük Su'dan geçmistir.
Gezgin'in Bolu'ya ait yazdiklari söyledir: "Bolu sehrinde, Ahîlerden birinin tekkesine indik. Buradaki adetlere göre, tekkenin bir bölümündeki ocaklar, kis müddetince araliksiz yakilmaktadir. Dergâhin her bölümünde ayri ayri ocaklar da vardir. Ocagin bacasi mevcut olup, duman oradan çikmaktadir. Odalari gayet güzel sekilde isitir. Buna çogul sekli ile Bahari derler. Tekili Buhayrî'dir. Burada, Ibn Cuzey Buhayrî'yi hatirladim. Ona ait bir de beyit aklimdan geçti. "Buhayri'den ayrildigimizdan beri dagin üzerini toz kapladi. Onun geceleri alev saçmasini dilersen, katirlarin, yük yük odunlarla gelmesi gerekir. Tekkeye girdigimizde, bütün ocaklari yanar hâlde bulduk. Üstümüzdekileri çikarttik. Sadece tek kat giyimle kaldik.
Öylece atesin karsisina geçerek isindik. Ahi, hemen çesitli yemek ve meyveler getirdi. Allah, kerem sahibi ve cömert olan, yabancilara gariplere büyük sefkat ve sevgi gösteren, gelene geçene yardimlarini esirgemeyen bunlari en güzel sekilde, sonsuz bir sevgi ile karsilayan bu dervisleri hayirlarla mükâfatlandirsin... O geceyi çok güzel bir sekilde, müsterih olarak geçirdik." Ibn Battûta, Bolu'da fazla kalmadi. Ertesi günü, yine soguk bir havada yola koyuldu. Gerede-i Bolu yâni Bolu'daki Gerede'ye hareket etti. Bu söylenis devrin dogulu kaynaklarina uygunluk arzetmektedir. Ilhanlilarin mali defterlerinde Gerede'den Gerede-Bolu diye bahsedilmektedir.
Ibn Battûta, Gerede için sunlari yazmaktadir: "Gerede-Bolu'ya vardik. Burasi bir ovada kurulmus, güzel ve büyük bir kasabadir. Çarsisi ve caddeleri genistir. Dünya'nin soguk yerlerindendir. Ayri mahallelere bölünmüs olup, her mahalle kendi aralarinda yasamaktadir. Kasabanin hakimi Sah Bey'dir Orta derece sultanlar arasindadir. Bedeni, boyu, bosu, huyu itibari ile yakisikli, güzel bir adamsa da yeteri kadar eli açik degildir. Namazi burada kildik. Sonra, zâviyeye misafir edildik. Orada, Hatib el-Fatih Sems ed-Din es-Sami ile tanistik. Adi geçen; yillardan beri burada yasiyormus. Çoluk-çocuga karismis ve kasabanin hâkimi olan Sah bey'in hem kâtibi ve hem de hocasi olarak sözünü geçirecek kadar nüfuz saglamisti.
Bir gün, yanimiza geldi. Gerede Hakiminin bizi ziyaret edecegini haber verdi. Kendisine bu bulusmayi temin ettigi için tesekkür ettim. Sâh Bey, bizim yanimiza geldi. Kapida karsilayarak, selâmladim. Bizimle birlikte oturdu ve bana sagligimi, gezinin nedenini, simdiye kadar hangi hakimlerle görüsebildigimi ögrenmek istedi. Ben de basimdan geçenleri bir bir anlattim. Bir saat kadar süren görüsmeden sonra yanimizdan ayrildi. Bizim için tam hazirlanmis bir binek ati ile bir kat elbise gönderdi." Ibn Battûta, Gerede'den sonra Kastamonu yolu üzerindeki Safranbolu'ya hareket etti.
Burasi Candaroglu sultan el-Mükerrem Süleyman Pasa oglu Ali Bey'in yönetiminde idi. Son devir Bizans tarihçileri, Islam kaynaklarindan ayni sekilde, Kuxim Paxis'den de bahsetmektedirler. Bu sahis, Nogaylardandi. Bagli oldugu Han'in ölümü üzerine Dobruca'dan ayrilmis, çoluk-çocuk ve adamlari ile yelkenli ile Trabzon'a hareket etmisti. Niyeti Tebriz'deki Ilhan'a siginmak ve maiyetinde yer almakti. Ancak, Karadeniz'in meshur firtinalarindan birine tutularak, Herakleia iskelesine sigindi. Buranin tekfuru, durumu Istanbul'a, Imparatora bildirdi. Kuxim Paxis, hristiyan olmak ve Bizans ordusunda çalismak kaydi ile ülke topraklarina kabul edildi. Bir müddet sonra da Istanbul'a gitti.
Saray ile tanisti. Kizi kendisi gibi ayni milletten olan Solyman Paxis ile evlendirildi. Damad, Bithynia'nin merkezi Nikomedia'da (Izmit) oturdu. Sangarios boylarindan gelecek tehlikelere karsi tedbirler aldi. Paphlagonia'nin hakimi ise Candarogullari idi. Onlardan önce de yöreye Çobanogullari hakimdi. Hüsâm ed-din Çoban, Alp Yürek Muzaffer ed-Dîn Yavlak (Yölük) Arslan devirleri kaynaklarin yetersizligi nedeni ile karanlik kalmaktadir. Pachymeres'in bahsettigi Nâsir ed-Dîn'in Mahmut oldugu bilinmektedir. Bu sahis son Çobanli beyidir. Candarogullari ise XIII. yy sonlarinda tarih sahnesine çikmaktadir.
Kuruculari Sems ed-Dîn Yaman Candar'dir. Y. Yücel, bu sebeple ondan bahsederken, "...Bu emir hakkinda P. Wittek, Pachymeres'de beyliklerin sayilmasi sirasinda geçen Amiramini, Emîr Yaman'la izâh edilebilir ki, bu da Candarogullari Beyliginin kurucusu Semseddin Yaman Candar'dir" demektedir. Candarogullarinin, bu tarihdeki bati siniri Safranbolu/Tarakliborlu'da idi. XIV. yy baslarindaki duruma göre Bolu, üç taraftan Türk Beylikleri ile çevrili idi. Denizde ise Ceneviz hakimiyeti sürüyordu. Daphnusia, Diospolis, Herakleia Pontika ve Amastris ise sözde Bizans ama ticari alanda ise Cenova sehir ve kaleleri idiler.




TÜRK YÖNETIMININ ÖNCÜLERI
Ertugrul, Osman, Orhan, Yildirim, Çelebi Mehmed, II. Mehmed ve Fatih Sultan Mehmed. Bunlar Kayilarin ve bu kabileden kaynaklanan Osmanlilarin liderleridir. Bolu fetihleri onlarin zamaninda baslamis ve XV. yy. da sona ermistir. Ertugrul, Sakarya'nin sol tarafinda yurd tutmus, Bizans gâzâlarini devam ettirmistir. Oglu Osman, 1299'da kendi adi ile bilinen hanedanin kurucusudur. O ve halefleri zamaninda Osmanli Beyligi, Sultanligi ve Devleti siyasi ve askeri hadiselerin neticesi olarak, büyümüstür.  
Cihan devleti olmaya hazirlanmaktadir. Osman Gazi, Sakarya boyundaki Geyve, Tarakli ve Göynük akinlarini gerçeklestirdi. Kendisine ahîler, seyhler ve dost ileri gelenler yardimci oldular. Orhan Gazi, beyligi en genis sinirlarina kavusturmak için askeri faaliyetlerini devam ettirdi. Geyve, Alp Suyu. Karaçebis, Regio Tarsia, Kocaeli Yarim adasi, Nikomedia, Karadeniz kiyilari, Bolu, Gerede taraflari, Eregli disinda sahil bu akinlarda ele geçirilmistir. Oglu Süleyman pasa Göynük ve Mudurnu'da adaletle, insan sevgisi ile fetihler yapti. Rum ahali onun yönetiminden son derece memnundu.  
Bolu da dahil olmak üzere, Göynük, Mudurnu, Üskübü ve Akyazi'da bir çok hayir eseri birakti. Bunlara vakif araziler ve gelirler tahsis etti. I. Murad devrinde, Ankara'daki ahîler himaye altina alindi. Bolu'daki faaliyetleri karanliktir. Yildirim Bayezid, Mudurnu, Bolu ve Çaga'da, Gerede'de ayni yolu takip etti. Bir çok mimari eserin sahibidir. Bundan baska, Candarogullari ile nüfuz mücadelesine giristi. Bizans kaynaklarina göre, kesif bulut arkasindan isiklarini yayabilen yildizlar arasinda, Karadeniz kiyisindaki Herakleia da bulunuyordu. 1402, Ankara Meydan Savasindan sonra da Bolu'da siyasi dengeler bozuldu.  
Fetret Devri mücâdeleleri sirasinda Bolu ve Gerede'de heyecanli günler yasandi. Sahipkiran, Cihângir Timur Beg'in askerleri Göynük, Iznik ve Bursa'yi harap ettiler. Süleyman Bey, Göynük'de gelisen hadiseleri Bey Kavagi'ndan izledi. Çelebi Mehmed, "kazaklik" günlerinin ilk anlarini yasiyordu. Gerede ve Mudurnu yörelerinde, Timur'un hareketine göre siyaset takip etti. II. Murat, Candarogullarina karsi etkili seferlerde bulundu. 1425'deki Tarakli Borlu Savasi, Bolu ve Gerede'nin ehemmiyetini bir kere daha artirmistir.  
Fatih Sultan Mehmed, Istanbul'u ele geçirdi. Sonra, Candarlilarin halefi Isfendiyar meselesi ile mesgul oldu. Bölgede son olarak Amastris'i Osmanli devletinin sinirlarina katti. Böylece; Beg, Han, Sultan gibi unvanlar altindaki Bolu fetihleri bu düzeyde bitmis oluyordu. Samsa Çavus ve kardesi Sülemis, Konur Alp, Akça Koca, Sungur Bey, Hizir Bey, Eflagan Bey ... Bunlarda Bolu'yu Türklüge kazandiran fatihleridir. Konur Alp'in kimligi de karanliktir. Ailesi hakkinda bilgi hemen hemen yok gibidir. Osman Gazi Alplerinden olup, Abdurrahman Gazi ve Akça Koca ile birlikte akinlarda bulunmustur. Sehzade Orhan ile önce Geyve'yi ele geçirmis, sonra Alp Suyu ve Karaçebis hisarlarini Osmanlilara kazandirmistir.
Akyazi Kalesi de bundan sonra ele geçirilmis, gece gündüz at sirtindan inmeyerek, Düzce Ovasini kâfirden temizlemistir. Osmanli kaynaklari, Konur Alp'i, Konur Alp Ili fatihi olarak göstermekte, bu akinlarin takip eden yillarda veya zamanda, Mudurnu, Bolu, Gerede, Kocaeli Yarimadasinda da sürdürüldügünü yazmaktadirlar. Samandira ve Aydos kalelerinin kusatilmasi ve Tekfurun bertaraf edilmesi hikayesi de ilgi çekicidir. Konur Alp, kendi adini tasiyan ocaklikta Konur Apa'da vefat etmis ve burada topraga verilmistir. Akça Koca da, Abdurrahman Gazi de, Konur Alp'in gaza arkadaslari idi.
Akçakoca soyu devam etmis, II. Murad zamaninda Bizans'a gönderilen Kadi Fazlullah da Gebze'de yasamistir. Akça Koca da Konur Alp ile ayni tarihlerde ölmüs, Izmit-Kandira yolu üzerinde, Karadeniz'e hakim tepe üzerinde topraga verilmistir. O'nun adi da unutulmazliktan kurtarilmis, merkezi Izmit olan Koca Ili bu ilk devir Osmanli kahramanini zamanimiza kadar yasatmistir. Nesrî ve Asikpasazâde'nin bahsetmemesine ragmen, Bolu yöresinin diger üç fatihi de Sungur Bey, Hizir Bey ve Eflagan Bey'dir. Sungur'un, Evliyâ Çelebi'nin de yazdigi gibi Candarogullarindan olmasi muhtemeldir.
Bolulular XVII. yy ortalarina kadar bu hatirayi canli tutmuslar ve Evliyâ Çelebi'yi bilgilendirmislerdir. Gerede, Mengen, Devrek ve civarinda Osmanlinin sesini duyuran Hizir ve Eflagan Beyler olmustur. Ibn Kemal, Tevârih-i Âl-i Osman'inda, her iki beyi zikretmektedir. Ki bu husûs resmi osmanli belgelerine de aksetmistir. Ilhanli belgelerinde, El-Ömerî'de ve Ibn Battûta'da bahsedilen Emir Umur, Sah(in) Bey de Türklesme ve islamlasmada rol oynamis sahsiyetlerdir. Çobanogullarinin da Bolu'nun ormanlik kuzey-dogu mintikalarinda Bizans aleyhinde faaliyette bulunmasi düsünülebilir.
Ancak, bu yöre fatihleri hep karanlik kalmistir. Bu beyligin halefi olan Candarogullarinin, Sems ed-Dîn Yaman Candar gibi büyük beyleri oldugu biliniyor. I. Süleyman muhtemelen 1309-1340 yillari arasinda saltanat sürmüstür. O, timarli 366 sipahiden biri idi. O, Eflagan ucunda Türkleri asker yazarak, güçlendi. Bir gece Kastamonu'da, Mahmud Bey'in sarayini muhasara ile geçirdi. Kastamonu'dan sonra Zâlifre denilen Borlu Kalesi üzerine yürüdü. Burasi simdiki Safranbolu kasabasidir. Bir müddet sonra oglu Ali Bey'i oraya tayin etti. Bir müddet sonra da Osmanlilarla hudûd olmustur. Böylece Gerede ve Safranbolu, Bolu ve Kastamonunun sinir kaleleri haline gelecektir.



BOLU ÇEVRESINDE SAVASLAR
(1323-1461)
Konur Alp, Prusias'in ele geçirilmesi ile görevlendirildi. 1323'de, Akyazi'yi üs yaparak, kilicini Bolu'ya dogru saldi. Ilk ele geçirilen kale, Hypios/Melen Çayi kenarindaki Prusias idi. Burasi ve Düzce Ovasinin beylik sinirlari içine katilmasindan sonra Bizanslilarla, Uzunca-Bel çarpismasi yapildi. Iki gün ve gece karsilikli birbirini gözetleyen kuvvetler, ertesi gün Konur Alp'in önünden çekildi. Bu zafer üzerine Konur Alp, tekrar Düz Pazar'a geldi. Düzce'den sonra Mudurnu akini yapildi.
Konur Alp, daha sonra Bolu'yu da geçmis ve Eflagan ile Hizir Bey'in yardimi ile beylik sinirlarini daha doguya genisletmisti. Orhan Gazi'nin oglu Izmit fethinden sonra Göynük ve Mudurnu'yu tamamen kendine bagladi. Yöredeki hristiyanlar, Osmanli hakimiyetini özellikle Süleyman Pasa'nin adaletini cani gönülden karsiladilar. Bolu gün geçtikçe tam bir Osmanli sehri halini aldi. Görünüsü ile Bursa'yi, Yenisehir'i, Iznik'i andiriyordu. Yildirim Bayezid, Mudurnu, Bolu, Gerede ve Çaga'da cami, hamam insa ettirdi.
1393'de, Mudurnu, Bolu ve Çaga yolu ile Safranbolu önlerine kadar ilerledi ve Candarlilari maglup etti. Istanbul da kusatilmak istendi. Bunun için Karadeniz ve bogazdaki yerler ele geçirildi. Nigbolu tehlikesi üzerine baris yapilarak kusatma kaldirildi. Imparator ile yapilan sözlesmede, Tarakli ve Göynüklüler, Bizans'in baskentine götürüldü ve cami etrafinda iskan edildiler. Ancak, Timur istilasi sebebi ile bu Bolulu Türkler, sur haricine çikarildi ve Tekirdag taraflarinda iskan edildiler. 1402'de Ankara Meydan Savasi, Timur'un galibiyeti ile sonuçlandi. Yildirim Bayezid esir düstü ve bir müddet sonra da öldü. Taht kavgalari yüzünden Fetret Devri yasandi.
Candarlilarin bu esnadaki temsilcisi Isfendiyarlilar ile siyasi iliskiler de kopma noktasina geldi. Göynük, Tarakli ve Iznik, Bursa Timurlu kuvvetleri tarafindan istila edildi. Çelebi Mehmed, Gerede ve Mudurnu taraflarinda dolasti. Kardeslerden Süleyman Çelebi de Göynük'de Bey Kavagi'nda, gelisen olaylari takip etti. Sonunda Çelebi Mehmed, Osmanli Beyliginin basina geçti. Kara Devlet Sahin öldürülmesi üzerine Isfendiyar Bey, Bolu tarafina kadar ilerledi. Osmanli ve Isfendiyarli kuvvetleri, Gerede ile Çaga arasinda savasti. Çelebi Mehmed, ezici bir galibiyet kazandi. Sükrullah'a göre, "Akçadan, maldan, attan, katirdan ve özge nesnelerden ele geçirmisti." II. Murad da, Isfendiyarlilarla mücadeleyi sürdürdü.
Safranbolu'nun kusatilmasi üzerine Osmanli Ordusu, kalenin imdadina kostu. Isfendiyar Bey bir kere daha maglup edildi (1421). II. Murad'in Bolu Sancak Beyi; Halil Pasa'nin kardesi Mahmud Çelebi idi. Sultanin emri ile Rumeli'deki sefere katilmis (1443) ve Izladi'da tuzaga düsürülerek esir edilmisti. Kara elbiseler giyinen hanimi, II. Murad'in huzuruna çikmis ve kurtarilmasini rica etmisti. Fatih Sultan Mehmed, 1453'de Istanbul'u feth etti. Böylece bir çag kapanmis ve bir çag açilmistir. Bolu bundan sonra baskent olarak Edirne'yi degil Istanbul'u görecektir.
Fatih Sultan Mehmed zamaninda, Isfendiyarlilarin siyaseti yakindan takip edildi. 1459/1460'da Amasra seferine karar verildi ve Bolu yolu kullanildi. Bolu Sancaginda, XX. yy mülki teskilati göz önüne alinirsa, en son ele geçirilen yer Karadeniz kiyisindaki Amasra'dir. Fatih Sultan Mehmed'in bu tarihi seferi, Ibn Kemal tarafindan asagidaki gibi anlasilmasi zor gayet agir cümlelerle anlatilmaktadir: Sâyik-i takdir-i ilâhiyle sefer-i sabikda sipâhi yorgun ve zebûn olmamagin "uluvv-i himmet-i padisahinün tahrîki, sultân-i kisver-sitânun ol yil da bir diyâr fethine dahi ikdâmina bâ'is oldi. Anadolu geçesinde Karadeniz yalisinda Amasra nam bir hisari ki içinde müstakil valisi vardi, ol havalide gemiyle haramîsi gezüb kimi bulursa alurdi, almaga ihtimam hâdîs oldi.
Beyt-i Türki Li-Müellifihi
Cihancûluk isi sevmez sükûni Isin sevse kisi sevmez sükûni Mezkûr ma'murede sakin olan küffârun gerçi bir mikdâr cizye-i maktu'asi vardi, hazine-i 'amireye Sal-be-Sal bi-imhal u ihmal vasil olurdi; ammâ Tekvuri îllik sûretinde yâgîlik maddesi üzerine israr etmisdi, hâramiliginden ve taracindan yillik haraci bir günde hasil olurdi.  
Bir nice def'a nakz-i 'ahd u peymani cinayetleri sadir ve rafzi akd-u amani müshir hiyânetleri zâhir olub dergâh-i asumân-istibaha 'arz olmusdi; ol sebebden mezkûr-bed-girdâri ortadan ref 'idüb etbâ 'u esyâ'inun serr u sûrin ol kenârdan def'itmek padisah-i saltanat-penahun zimmet-i himmetinde farz olmusdi. Ammâ meskeni hisn-i hasin ve pirameni sûr-i üstüvâr olmagin, içeri îline günine girecek rehgüzârlari düsvâr olmagin bir mikdâr çeri göndermekle dâmen-i fethi ele girmezdi; hazret-i sahipkiran lesker-i giran-i bi-keranla kendü bi'z-zat akdam-i ikdam üzerine turub varmaga gayri kisverlerdeki mühimmat 'ayik olub rûzgâr hempâlik itmez ve zaman el virmezdi.
Nazm-i Türki Li-Müellifihi
Anun fethine sah etdikçe hemm Çikardi bir is dahi andan ehemm Ehemm olana sarf olub ihtimam Kalurdi mühim iken ol nâ-tâmâm. Bu kerre ki eyyâm-i ferruh-encâm müsa'id olub mezkûr Sal-i ferhunde-falün hengam-i seferinde vüs'at bulundi, ates gibi yürüdügi yeri kurudan lesker-i ab-sitab ve bad-heybet yasdan ve kurudan harekete gelsün deyü emr olundi. Bir mikdar lesker-i cerrarla Mahmud Pasa gemileri tonadub deryadan getdi; sayir ümerây-i rezm-arayla sehriyar-i kisver-küsay karadan 'azm etdi.  
Mübaret demde Üsküdar'a geçüb devlet-i rûz-efzunla birkaç gün göçüp vardi, Akyazi'ya kondi; sevad-i mevkib-i meymûnla ol hamûn-i hümayûn, yüzi yaziyle karalanmis sahifeye döndi. Hizirbeg-ili dimekle ma'ruf gayet su'ubetle mevsûf nahiyetün taglarina ki kenârinda tavar ayagi dirmezdi, ol serhaddi görenün sedd-i Iskender gözüne girmezdi, lesker-i ye'cüc-hurûc 'urûc etdiler; Mengen didikleri mekandan ki derbendleri gula yol virmezdi, çengelistanina ok ursan girmezdi, içi ab-i hayata menba 'olan zulamata mecma'di, Iskender-i Hizir-kadrün ikdâmiyle geçdiler getdiler. Çün lesker-i zafer-rehberün yoli vardi. Boli serhaddine irdi ve muhayyem-i mükerrem ol tarafdagi diyâra seref ve i'tibar virdi, Isfendiyar ogli Isma'il beg, ol sir-i nahcirgir kendüyi sikar etmege kasd etdi sanub Kastamoni'den çikti, Sinab'a girdi.
Sir-i nahcircûy u pür-kînin Alsa bûyini âhûy-i miskîn Meskenin terk ider karari gider Külhan olur gözine gülsen-i Çin. Sonra 'azm-i sâhibkirâni Amasra cânibine idügine cezm idicek sürûr etdi, vafir piskesler hazir idüp asitan asuman-nisana gönderdi ve yerinde huzur etdi. Amasra Tekvuri çün sehriyar-i düsmen-sikârun kendü diyârina varacagin ve hisarinun üzerine düsecegin isitdi; Mahmud Pasa dahi cüyus-i ab-çus ve ates-hurus ile deryadan vardi, mezkûr kal'ayi dayire-i teshire çeküp muhasara tedbirin itdi, bildi ki hisari ihtiyariyle virmezse zarb-i destle burc-u barusin yikup serkes bedenlerini pest iderler; dâmân-i âmâna yapismazsa girîbâni çengâl-i cidale düser ve seng-i ceng ü harble câm-i nâm ü nengin sikest iderler; naçar re'y-i serkesligi elden koyub pisvay-i 'akl-i rehnümaya uyub tali'a-i fethün yaninca sehriyâr-i nusret-si'ar ve zafer-rehbere vafir piskesler ve agir beleklerle karsi gelip istikbal etdi; ikliminün kilidi olan kal'anun miftahin 'abid-i sultan-i cihana teslim idüb kendü ümmid ü bîmle du-nim olub geldi getdi. Merasim-i ta'zimi takdîm etdigiçün ol gumrahun günahi afv olub hüsam-i intikamdan halâs buldi; mezkûr hisârun iskelesinün mahsûl-i mevfûri hass olub nevâhisindeki diyâr Boli Sancagi'na zam oldi. Sehriyâr-i kâmkâr ol ruba'i ve buka'i dahi erba'a yilinda feth etdi, ol sefer-i zafer eserden dahi mansur ve mesrûr geldi, dârü'l-mülkine getdi.



BOLU SANCAGI
Köroglu hadisesi dolayisiyla merkezden gönderilen emirnamelerde "Bolu Sancagi" tabiri sik sik geçmektedir. Simdi XVII. yy.a kadar, bu sancagin geçmisinden kisaca bahsetmek istiyorum; Bolu'nun üzerinde bulundugu arazi, eskiden yani Bizanslilar zamaninda Bithynia olarak isimlendirilmektedir. Orhan Gazi'ye yardimci olan ve babasinin silah arkadaslarindan Konur Alp ile Akça Koca Sakarya'nin her iki tarafindaki yerleri fethetmislerdi. Bu yüzden, yeni açilan uçlarin ilk idarecileri bunlar olmuslardir. Akyazi, Eski Bag ve Düzce Ovasinin yer aldigi Konrapa, fatihinin adini Konuralp ismini almis, kaydihayat sarti ile Konur Alp'e birakilmistir.
Bu bölge, Osmanli vesikalarinda Konrapa (Konur Apa) diye anilmistir. Karadeniz kiyisindaki ve Osmanlilarin denize ilk açildigi yerlerden olan Akçasehir, Konrapa'ya bagli olmakla beraber Akçakoca tarafindan zaptedildigi için onun adini almistir. Bolu'nun batisindaki ve eski ipek yolu üzerinde bulunan Mudurnu ve Göynük, Tarakli Yenicesi de bir müddet Süleyman pasa tarafindan idare edilmistir. Bolu, Beylerbeylik merkezi Ankara ve 1451'den sonra da Kütahya'ya bagli kalmistir. Yani idari bakimdan bu sehirlerde oturan beylerbeyine tabi olmustur. Evliya Çelebi'nin sonradan tertip edilen defterlerdeki kayitlari esas tutarak verdigi bilgiye göre, Bolu'nun ilk tahriri Fatih Sultan Mehmed zamaninda yapilmistir. Seyyah, "burasi Anadolu topraginda ayri bir sancak beyi tahtidir.
Padisah tarafindan beginin hasi 300.122 akçedir" diye yazmaktadir. Ancak, bu miktar azdir ve o devre ait defterlerde 400.000-500.000 akçe arasinda degisen rakamlar verilmektedir. Bolu Sancagi dahilinde ve sancak beyine bagli olarak gözüken 36 kadar kaza vardi. Bunlar; Merkez kaza Bolu, Tarakli - Borlu (Safranbolu), Kizil Bel, Gerede, Viransehir, Sihabeddin, Aktas, Ulak Deresi, Dörtdivan, Çaga, Bartin, Amasra, Kibris (merkez: Karadogan), Yörükan, Eflâni, Yedi Divân, Bender Eregli (Karadeniz Ereglisi), Devrek, Ulus, Yilanluca (Melenderesi/Yiglica), Tarakli Yenicesi, Mudurnu, Üsküp (Konrapa Ili'nin merkezi Eski Bag), Dirgene, Samako (Alapli), Gocinos, Akçasehir, Ovayüzü, Eflâni Yenicesi, Tefen, Çarsanba (Hizir Bey Ili), Zerzene, Gölpazari, Hisarönü, Pavli ve Doturga'dir.
Yukarida adi geçen kazalardan Bolu'nun dogusunda kalanlar, Isfendiyar Ogullarindan, batida kalanlari ise Bizans Tekfurlari elinden alinan sehir ve kalelerdir. Bugün Gerede'ye bagli kalan Dörtdivan, o zaman kaza merkezi durumunda olup, Köroglu'nun dogdugu köy Sayalik, buraya bagli idi. Uzunçarsili'dan itibaren bu köyün adi hep Hayalik olarak hatali bir sekilde okunmus iken, Prof. F. Sümer'in tesbiti ile Sayalik seklinde düzeltilmistir.


BOLU SANCAK BEYLERI
Bolu 1324 yilindan itibaren 1692 senesine kadar Sancak Beyleri tarafindan idare edilmistir. Sehzadeler, hanedana akraba olanlarla, Candarogullarina mensup beyler Bolu'yu sancak beyi olarak yönetmislerdir. Konur Alp, Sunkur Bay Semsî, Sehzade Murad, Gündüz Alp, Süleyman Pasa, Çandarlizade Mahmud Çelebi Bolu'yu idare etmis ilk beyler arasindadir. Sonuncu bey Çelebi Mehmed'in kizi ile evli olup, Izladi Savasinda tuzaga düsürülerek esir edilmis, külliyetli miktarda para ödenerek kurtarilmistir. Bazi rivayetlere göre bu bey Istanbul muhasarasinda da bulunmus ve sehid düsmüstür.
II. Murad, II. Mehmed ve II. Bayezid devirlerinde de Bolu'nun idaresinde bazen dost ve bazen düsman olduklari Isfendiyarlilardan valiler görülmektedir. II. Bayezid zamaninda, Sehzade Ahmed'in oglu Murad Bey Bolu Sancak beyligi yapmis, fakat babasinin karistigi hadiseler dolayisiyle kizilbaslara siginmistir. Sehzade Murad Bey'den az önce de, amcasi Selim'in oglu sehzade Süleyman Bolu Sancak Beyligine getirilmisti (1509). Bu sehzade, önce Karahisar'a tayin edilmis ise de, amcasinin itirazina sebep olmustu. Padisah, bu defa oglunun istegi üzerine Süleyman'i Bolu'ya nakletmis, Kefe'ye yollanmasina kadar sancak beyi olarak burada kalmasina izin vermistir.
Bu beyler disinda, Voyvodalik devresine kadar (1692) Bolu'yu yöneten sancak beyleri, tesbit edebildigimiz kadari ile sunlardir; Sinan Bey, Semsî Ahmed Pasa, Hacipasaoglu Mehmed Bey, Köroglu hadiselerinin zuhur ettigi sirada Behram bey, Rum beyzade Osman Bey, Sarhos Abaza Osman, Abdi Pasa, Koca Yusuf Pasa, Bosnali Vardar Ali Pasa, Emir Mustafa Serif Pasa, Benli Hasan Pasa Semsipasadâde Mahmud, Kürt Mehmed Pasa, Kemenkes Seyyid Ahmed Pasa, Findik Mustafa'dir. 1692'den az önce Bolu'nun son sancak beyi, Zor Mustafa Pasa'dir. Bu bey Köroglu zamanindaki beylerden daha zalim davranisli oldugundan, halka olmadik zulümler yaptigindan, suçu sabit görülerek, idam cezasina çarptirilmistir. XVI. yy baslari ve XVII. yy.in ilk yarisinda Bolu 14 zeamet, 55 timar'a bölünmüstü. Cebeliler de dahil olmak üzere 2800 kiliç askeri vardi. Çeribasisi ile beyinin askeri 800 kadardi. Beyinin senelik hasilati 10.000 kurus, kadisinin ise 5000 kurustu. Beyi'nin hasi ise, yukarida isaret edildigi sekilde, 300.122 akçe idi.


BOLU SANCAK MERKEZI

Köroglu'nun yasadigi XVI. yy. da, Bolu Osmanli Imparatorlugunun gözde sehirlerinden biri idi. Doguya giden bir çok ana yol bu havaliden geçmekte idi. Kanuni zamaninda yeni açilan ve halkin günümüzde Bagdat Caddesi diye isimlendirdigi yol üzerinde birçok kervansaraylar insa ettirilmistir. Bu stratejik mevki dolayisiyla Bolu günden güne gelisme göstermis ve kale çevresinde yayilarak daha da büyümüstür. En eski tasvirlere göre, Bolu birbirini takip eden otlaklarin bulundugu, ahalisinin daha ziyade köylerde yasadigi bir yerdi. XVI. yy. da, ovadan bakildiginda hemen göze çarpan meshur kalesi, artik harabe olmaya yüz tutmustu.
Zira Selçuklular zamaninda uç kalesi oldugundan her zaman tahkimli olmasina dikkat edilmis iken, simdi iç el sayilmasi sebebi ile artik tamirata gerek duyulmamistir. Ibn Battuta, 1333 senesinde Bolu'da misafir kaldigi halde, sehri pek tasvir etmeyip, sadece Ahîleri kisaca misafirseverliklerinden dolayi methetmistir. Sehir, simdiki gibi, yine ova ortasinda, batidan doguya yükselen toprak bir tepe üzerine bulunuyordu. Çevresinden çok sayida küçük derecikler aktigi için, zamanla mahalleler surlar disinda ve ovaya dogru meyil üzerinde meydana gelmistir. 1528 senesine ait oldugu tahmin edilen 438 numarali tapu-tahrir defterinde, XIV. yy. da kurulmaya baslanan ve XVI. yy. da gelismesini tamamlayan mahalleler sunlardi;
Asli Han veya Asli Hatun, Gölyüzü, Cami, Tursucuoglu, Hoca Bey, Hatip, Karaçayir, Haci Ilyas Oglu, Ak Mescid, Dabbagan (: Tabaklar), ve Ugurlu Naib (sonra : Karamanlar). Bu mahalleler de, diger yerlerde oldugu gibi bir mescid veya cami etrafinda tesekkül etmis olup, nüfusu ortalama hesaplamalara göre 2000'e yaklasmakta idi. Evliya Çelebi'nin 1645 senesindeki seyâhatinde ise, Bolu eskiye nazaran oldukça büyümüs ve bir çok güzel binalarla süslenmisti. Köroglu'nun destanî bir havaya büründügü bu zamanda, Evliya Çelebi Bolu'yu söyle tanitmaktadir, " ... Gerçekten ma'mur büyük bir sehirdir ki, toprakli bir dag arasinda kurulmustur. Otuzdört mahallesi ve 34 camii vardir. Üçbin kadar tahta örtülü güzel evleri vardir.
Bazi zenginlerin evleri ve hanlari kiremitle örtülüdür. Dörtyüz kadar ma'mur süslü dükkâni vardir. Her ne kadar Türklük ise de ileri gelenleri, esrafi ve tüccari çoktur... Oguz adamlari vardir... Suyunun ve havasinin nefasetinden dolayi güzelleri çoktur..." Bolu'nun en güzel cami, saray ve binalari Osmanli Padisahlari, sehzadeler, Isfendiyarogullari ve beyler tarafindan yaptirilmistir. Bolu, bundan baska, medrese, kervansaray, bedesten ve bazi sanayi tesislerine de sahipti. Bolu daglarinin meshur köknar ve çam tahtalari, günümüzdeki gibi Bolulu isadamlarinca, Istanbul pazarina Izmit yahut daha elverisli olan Akçasehir iskeleleri yolu vasitasiyla gönderilmekte ve orada belli yerlerde satilmakta idi. Hatta bazi düzenlemelerle Bolu tahtasinin ve odununun Istanbul'da daha ucuz satilabilecegi hususunda Evliya Çelebi'nin oldukça enteresan görüsleri vardir.


SEMSI PASALILAR
Bolu'yu idare edenler arasinda Semsi Pasa ailesinin özel bir mevkii vardir. Bazi sancak beyleri, zaman zaman bu aileden tayin edilmistir. Evliya Çelebi, 1645'deki Bolu ziyaretinde, Semsi Pasa ailesinden bahsederek "Sungurbay Semsi adli kahramani eliyle fethedilmis, kendisine evlattan evlâda hayat sarti ile ocaklik ihsan edilmistir. Hâlâ nesli tükenmis degildir. Semsi Pasa evlâdlari derler" malûmatini vermektedir. Yine bu seyyahin yazdigina göre Sungur Bay Semsi, Osman Gazi ile ayni zamanda yasamis bir kahramandir. Bu ismin sonundaki Semsi sifati ise, Semsi Pasa ailesinin bu sahsa bagli oldugunu göstermek için kullanilmistir.
Naima ve Kâtip Çelebi de, tarihlerinde Semsipasazâdeliler tabirini sik sik kullanmislardir. Sungur Bey veya Sungur Bayin tarihi kisiligi ne yazik ki, kaynaklarin Bolu fethini bir iki satirla geçistirmeleri yüzünden, son arastirmalarda dahi aydinliga çikarilamamistir. Candaroglu Beyligine ait soy kütüklerinde ise böyle bir isme tesadüf edilmemektedir. Belki, ileride tapu veya vakif kayitlarindan onun tarihi sahsiyeti hakkinda ip uçlari elde edilebilir. Semsi Pasa zamaninda, bu ailenin Halid bin Velid'ten indigine dair bazi kayitlar mevcut ise de, dogru degildir. Tarih kaynaklari incelendiginde varilan neticeye göre, Candaroglu, Isfendiyaroglu ve Kizil Ahmedli gibi kollar, Semsi Pasa ailesinin dayandigi hanedanlar oluyor.
Her üç grup, Osmanlilar ile yakin temasta bulunmuslar evlilik yolu ile akrabalik tesis etmislerdir. Isfendiyaroglu Beyligine Fatih Sultan Mehmed son vermis az sonra da Kizil Ahmed Bey ailesi ile Uzun Hasan'a siginmistir. II. Bayezid zamaninda tekrar Osmanli ülkesine dönen Kizil Ahmedli ailesi, Bolu'daki eski mülklerine sahip olmuslardir. Mirza Mehmed Bey, Bolu sancak beyi olmus, daha sonra da Bayburd ve Erzincan'in idaresine tayin edilmisti. II. Bayezid ile dostane münasebetlerde bulunan Mehmed Bey, onun oglu sehzade Murad'in (Ö. 15 ekim 1485) kizi Sahnisa Hatun ile evlenerek damad yapilmisti.
Ne yazik ki Mehmed Bey, kendisinden büyük hizmetler görülecegi sirada, Erzincan Bey'i iken hayata gözlerini yummustur. Mirza Mehmed Bey'in Musa, Mustafa ve Semsi Pasa isimlerinde üç erkek evladi dünyaya gelmis, hepsi devlet hizmetinde bulunmuslardir. Musa Pasa, ava meraki ile söhret bulmus, Yavuz ve Kanuni zamanlarinda Osmanlilarin hizmetinde yararliliklar göstermistir. Erzurum Beylerbeyi iken, Gürcülerin tuzagina düserek hayatini kaybetmistir. Mustafa Pasa da, Musa Pasa gibi söhretli bir sahsiyet olup, besinci vezirlige kadar yükselmisti (1561). Meshur Malta Seferi esnasinda ordunun baskumandani olup, Piyale Pasa ve Turgut Reis ile bu kaleyi muhasara etmislerdi. 1566 yazinda, kardesi Semsi Ahmet Pasa ile Zigetvar Seferine katilmis, padisahin zamansiz ölümüne sahit olmustu. Iki yil sonra hacca gitmis ve Arafat daginda iken vefat etmis ve Mekke'de topraga verilmistir.
Evliya Çelebi'nin babasi Dervis Mehmed Zilli Efendi bu cenaze merasiminde bulunmus, vezirin gömülmesinde yardimci olmustur. Mirza Mehmed Bey'in üçüncü oglu ve Semsi ailesinin kurucusu Ahmed Pasa'dir. Uzun ve rahat bir hayat süren Semsi Ahmed Pasa, saraya intisab etmis, sirasi ile avcibasi, bölükagasi, müteferrika ve sipahi agaligi ünvanlarina sahip olmustur. 1553 Iran seferine istirak etmis ve yararli hizmetleri ile sultanin gözüne girmistir. 1554'de Anadolu Beylerbeyligine tayin edilmis, az sonra da Rumeli'ye nakledilmistir. Bu sifatla Zigetvar Seferine, agabeyi ile birlikte kendi kuvvetlerinin basinda, katilmistir. Kanunî Sultan Süleyman'in bu sefer sirasinda vefat etmesi ile eski vazifesinden ayrilmis ve inzivaya çekilmistir. Sultan II. Selim (1566 - 1574) zamaninda yeniden hizmete alinmistir.
Sokullu Mehmed Pasa'ya karsi hasmane tutumu ile ikinci grubu meydana getirmis, bu düsmanlik sadrazamin öldürülmesine kadar devam etmistir. III. Murad'in tahta çikmasindan sonra Semsi Ahmed Pasa'nin yildizi yine parlamis ve padisahin musahibi olmustur. Devsirme usulünün bozulmasi ve bu arada saraya rüsvet kabul ettirme gibi seylerden sorumlu tutularak, tarihçilerin tenkidine maruz kaldigi da görülmektedir. Semsi Ahmed Pasa, 18 Muharrem 988/6 Mart 1580'de Istanbul'da öldü. Dillere destan sarayina yakin kendi adi ile taninan Cami yanindaki türbede topraga verilmistir.
Oldukça renkli bir sahsiyete sahip olan Semsi Ahmed pasa, ayni zamanda ilim çevrelerince de takdir edilen, yazdigi siirlerle de sairler arasina katilan kimse idi. Belli basli eserleri; Sehnâme-i Sultan Murad Dîvân, Vikâye Serhi, I'tikadnâme ve tercüme-i Surut-i Salât'dir. Semsi Pasa'nin ogullari da babalari gibi bir çok devlet hizmetinde vazife almislardir. Mahmud Pasa, Semsi Pasa ailesinin en söhretli sahsiyetlerinden olup, babasinin delaleti ile mirliva olmus, 1579 senesinde Sehr-i Zor, sonra da Kibris Beylerbeyligine vali tayin edilmistir. 1591-2'de Bolu'ya gelmis, atalarinin bir çok mülkünün bulundugu bu yeri idare etmistir. Kastamonu valiliginden sonra, Almanya'da Usturgon'a yollanmis, burada kendinden üstün kuvvetlere karsi kahramanca mücadele etmistir.
III. Mehmed, 1602-3'de , onu Nahcivan sinirlarina yollamis, beylerbeyi iken burada sehit düsmüstür. Dogu Anadolu'da ölen ikinci Semsipasalidir. Evliya Çelebi, 1645 senesinde hem Istanbul'da ve hem de Bolu'da Semsi Pasa ailesine mensup kimselerin yasadigini yazmaktadir. XVII. yy. da Semsi Pasa kölelerinden Süleyman isimli birinden haberdariz ki bu, meshur Köle Oglu'nu yakalayarak, idam edilmesini saglamistir. Bu konuya biraz asagida tekrar temas edilecektir. Semsi Pasa ailesinin Bolu ve kazalarinda bir çok hayir eserleri yaptirdigi bilinmektedir. Bu tarihi yapilar günümüze kadar tabii afetlere maruz kalmalarina ragmen gelebilmistir.
Bolu'ya tabi Yenice köyünde Mirza Mehmed Pasa ve esine ait timarin oldugu Tahrir Defterlerindeki kayitlardan anlasilmaktadir. Semsi Pasa ailesinden olup, Yavuz Sultan Selim zamaninda yasamis olan bir kadin da Karaköy'de cami yaptirmistir. Iki kitabesi mevcut olan bu cami, Musa Pasa'nin annesi Alâ Hatun tarafindan insa ettirilmistir. Bu kadin ise meshur alimlerden Cemaleddin el-Aksarayî ve vezir Piri Pasa'nin ailesindendir. Musa Pasa'nin kendi adina yaptirdigi ve 1510 senesinde hizmete açilan cami, simdi Ilica Cami diye bilinmektedir. 1571'de yapilan Karaçayir Camisi de Musa Pasa'dan kalmadir.
Sarayda besinci vezirlige sahip olan Mustafa Pasa, 1526 senesine ait kayitlara göre, yillik hasilat olarak 405.000 akçelik gelire hak kazanmisti. Bu meblag Bolu'dan temin edilmekteydi. XVI. yy. da ehemmiyet kazanan Bagdat Caddesinin Hendek ve Dariyeri gibi merkezlerinde Mustafa Pasa kervansaray ile cami yaptirmis, yolcularin ve halkin hizmetine açmisti. Onun gibi Semsi Ahmed Pasa'nin da Bolu ve Düzce taraflarinda çiftlikleri vardi. Süleymaniye Kütüphanesinde, Lala Ismail Efendi kitaplari arasinda bulunan vakfiyesinde, vakiflarinin listesi verilmistir. Vakfiyeden anlasildigina göre, Bolu'da bir cami, Dar el-Hadis, dershane, çesme ve köprü yaptirilmistir.
Bu yerlerde hizmet göreceklere verilecek gündelikler hakkinda da açiklamalar mevcuttur. Bolu Salnâmesi ile Evliya Çelebi'nin yazdigina göre Semsi Pasa'nin sehirde bir hamami, kapali çarsisi, çesmesi ve camisi vardi. Imaret Camisi'nin ismine temas etmeyen Kâtip Çelebi ise, Semsi Pasa Camisini bahis konusu etmektedir. Semsi Pasa, Bolu'nun kuzeyindeki daglar içerisinde bulunan yaylalari da köylülere vakfetmistir. Simdi Pasa Köyü Yaylasi ve At Yaylasi isimlerini tasiyan bu yerlerde, Pasa'nin adi hürmetle anilmaktadir. Bolu'nun batisinda ve Izmit yolu üzerindeki Düzce Bazar veya Konrapa'da da Semsi Pasa vakiflari mevcuttu. Yeni gelismekte ve büyümekte olan, Asar Suyunun kenarindaki Düzce'de Semsi Pasa bir han ve cami yaptirarak, vakfetmistir. Ancak günümüze kadar, bu binalardan hiç biri ayakta kalamamistir.


BOLU BEYI

Köroglu hikayelerinde, destan kahramaninin ortaya çikmasina sebep bilindigi gibi, babasinin gözlerinin kör edilmesi ve bunun için Rusen Ali'nin intikam almak üzere Bolu Beyine karsi harekete geçmesidir. Hikayelerin çesitli rivayetlerinde Bolu Beyi, Bolu Pasa, Bolu Bey, Bolu ve Bul Beg adlari ile anilmaktadir. Bu degisik sekiller, Bolu kelimesinin zamanla bir yer adi oldugu fark edilmeyerek, dogrudan dogruya kisi adi kabul edildigini gösterir. Köroglu, babasinin intikamini almak üzere ortaya çiktiginda Gerede ve Çaga idarecileri tarafindan takibata ugramamistir. Ancak onun söhreti Sayalik köyünün sinirlarini az sonra asacak ve sonralari kendi adi ile anilacak olan Dörtdivan, Deveren ve Karadogan yaylalarinin bulundugu Köroglu Daglarinda yankilanacaktir.
Hakkinda sikayetler, Bolu Beyi'ni de asacak ve Anadolu Beylerbeyine, Istanbul'a Asitaneye ulasacaktir. Prof. Dr. Faruk SÜMER'in belirttigine göre, destanda çok geçen Bolu Beyi mahalli bir bey olmayip, bu günkü idareciler gibi, Istanbul'dan gönderilen devlet memurudur. Bolu Beyi ile kaza kadilari ve Köroglu'yu ilgilendiren belgelere ilk olarak Prof. Dr. Ismail Hakki Uzunçarsili ve Prof. Mustafa Akdag rastlamisti. Böylece destan kahramaninin tarihi olarak yasamis oldugu ortaya çikmistir. Daha sonra ,F.Sümer, arsivde baska dört belgeye rastlayarak, 1580 - 1585 (H. 988 - 993 ) tarihleri arasinda yazilmis belgelerin sekiz tane oldugunu ortaya koymustur.
Süphesiz baska belgeler de mevcuttur. Bu yüzden, destan disinda, Köroglu'nun bes yillik hayatini ögrenmis oluyoruz. Köroglu'nun ortaya çiktigi devrede Osmanli padisahi III. Murad, sadrazamlar ise Damad Ahmed, Kibris Fatihi Lala Kara Mustafa Pasa, ve Ferhat Pasalardir. Bolu Beyi ise önce Mehmed Bey, sonra ise Çorum'dan nakledilen Behram Bey'dir. Ilk belgenin 1580 tarihli olduguna yukarida temas edilmisti. Bu tarihte, Bolu'yu ilgilendiren hadiseler arasinda, burada ve kazalarinda bir çok hayir eserleri birakmis olan, Osmanli vezirlerinden Semsi Ahmed Pasa'nin ölümüdür. Onun vefati ile Bolu'daki Semsi Pasalilar nüfuzu pek sarsilmamistir. Akrabasi ve çocuklari, bu ailenin eski ihtisamini, bazen zor kullanarak da olsa devam ettirmislerdir.
Bolu Beyi, Köroglu meselesinin iyice belirmesi üzerine merkezden ve Kütahya'dan yazilan buyrultularla, harekete geçmis sancak dahilinde onu takip etmeye mecbur kalmistir. Köroglu ise Karadogan köyündeki Türkmenlerden bölükler meydana getirerek kendisine katilan Çakal Oglunun yardimi ile ona meydan okumaya cesaret göstermistir. Bolu Bey'i ülke çapinda yayilma gösteren atesli silahlarla Köroglu'nun pesine düsmüstür. Nitekim, destan kahramani kiliç yerine tüfengin alisina hiç memnun kalmamistir. Köroglu, kahramanlik ve cesaret örnegi olarak kiliç, ok ve kalkan gibi savas aletlerini kabul etmektedir.
Atesli silahlarin en etkilisi olan tüfegin Bolu'da kullanilisi, yasak olmasina ragmen XVI. yy. dadir. Askerin elinde Yavuz Sultan Selim devrinden beri bu tüfekler bulunuyordu. Sonra reaya da temin yoluna gitmistir. Nitekim 1560 senesine ait olup, Bolu Beyine yazilan emr-i âlide, "levend taifesinden ve reayadan ve gayriden tüfenk kullanip, daglarda sikâr etmemeleri" isteniyordu. Iki ay sonrasina ait bir fermanda da, öncekine nazaran daha da sertlestirilmis ifade kullanilarak, reayaya tüfenk tasima izni verilmemesi isteniyordu. XVI. yy. da Bolu'da yayilmaya baslayan tüfenk, Deli Ibrahim devrinde alinan idari tedbirlerle, halkin elinden toplanmis ve bazi cezai müeyyideler uygulanmistir.
KÖROGLU'NDAN ÖNCEKI VE SONRAKI HADISELER
Bolu'da devlet idaresine karsi cephe alis, 1559'larda canlanmaya basladi. Levend ve bazi suhte hareketleri meydana gelmis, bundan bir çok aile zarar görmüstü. Ibrahim ve Madin (?) adindaki sakiler, köyleri basarak, yolculari soyarak, suç islemislerdi. 1560'da, Köroglu'ndan az önce Bolu'da Saltik Boyacioglu meselesi meydana geldi. Bolu Beyi tarafindan tevkif edilen bu saki de, Istanbul'dan gönderilen bir memura teslim edilerek, muhakeme için Bolu'dan çikarilmistir. Kendi menfaatlerini önde tutan ehl-i fesad sahibi sipahiler de zaman zaman sancakta huzursuzluk yarattilar. Ancak, Bolulular Istanbul'a yakin olduklarindan, sayet Bolu Beyi taraf tutarsa, hemen sikayete gidiyorlardi.
Köroglu hadisesinden sonra bazen gruplar halinde Istanbul'a geldikleri ve gösteri yaptiklari da görülmüstür. Evliya Çelebi, 1645 yilina ait bir kaydinda Bolulularin bu özelligini bahis konusu ederek, "... gayet adaletli davranmak gerek. Gayr-i mesru bir kaç akçe alinsa, halki hemen üç günde Istanbul'a gidip sikâyet eder"diye yazmaktadir. 1566 senesinde bazi levendlerin Bolu softalari adina Filyos vadisindeki Devrek'te ve Bolu'nun batisinda Konrapa'da harekete geçtikleri haber alinmisti. Bunlar kendi taraftarlari ile sancagin düzenini bozmaya kalkistiginda, Bolu Bey'ine hemen bu fesadi yok etmesi emredilmisti. 1570'de, Çankiri ve Ankara yolu üzerindeki Gerede'de Doganciogullari hadisesi zuhur etti. Mustafa Pasa'ya emir yollanarak bu ailenin Gerede ve çevresindeki zararli faaliyetlerinin takip ve tespit edilmesi istenilmisti.
Mustafa Pasa, bu arada Semsi Pasa'nin sahip oldugu ve Hendek dolaylarinda otlatilan koyun sürüsüne, hüviyeti meçhul kisilerin tecavüzünü arastirmakla da görevlendirilmistir. Bazi dava sahipleri de Konrapa kadisini sikayet ettiler. Çünkü, kadi bazen Konrapa'da (simdiki Düzce Pazari) ve cani isterse buraya bir saat uzakliktaki Üskübü/Kasaba'da oturuyordu. Her iki yerde davalarin görülmesi, halki tedirgin ettiginden, Mustafa Pasa araciligi ile merkeze sikayet edildi. Istanbul az sonra yolladigi hükümde, Kadinin Düzce Pazarda oturmasinin daha iyi olacagi, emredilmisti. 1580 - 1585 tarihleri arasinda Sayalik'tan zuhur eden ve Çakal Oglu ile birlesen Köroglu, genis bir sahada kendi ününü duyurdu ve Bolu sancak beyine meydan okudu.
Buna dair yazismalar, Sümer tarafindan Mühimme defterlerinden tespit edilmistir. Celâli Isyanlari Anadolu'yu kasip kavurdukça, Bolu da bu cereyanin etkisi altinda kalmistir. Sakarya Seyhi diye mehdilik davasina kalkan Ahmed'in de Bolu'nun batisinda epeyce taraftari olmustur. Bulanik Softa ismindeki saki de sancakta korku yaratmis ve sonunda idam edilerek, cezasini bulmustur. Abaza Mehmed Pasa Izmit taraflarinda, idareye bas kaldirinca Bolu da kötü günler yasamistir. Ankara'ya gönderilen külliyetli miktardaki para kervani soyulmus ve bir çok kimse öldürülmüstü. Bu esnada Köle Oglu ismindeki Bolulu Celâli de ona katilmisti.
Bolu Beyinin adamlarindan olan Semsi Pasazade ailesinin kölelerinden Süleyman isminde biri, Köle Oglu ve adamlari Süleyman Aga ile çatistirmislar ise de, sonunda ayagindan vurularak, esir edilmisti. Abaza Pasa'nin gözde bölüklerinden birine kumanda eden köle Oglu, Süleyman Aga vasitasi ile Istanbul'a yollandi ve burada vezirin huzuruna çikarildi. Naima'nin yazdigina göre, Köle Oglu vezire gayet magrurane cevap vererek; -Sehirler urmadik, kârban basmadik, ancak zulm def'ine çalistik. Amma çün takdir böyle imis. Emir Allahindir... demistir.
Köle Oglu'nun adamlari Istanbul pazarlarinda, sokaklarinda idam edilirken, Köle Oglu'da vezirin emri ile Parmak kapida halkin gözleri önünde öldürülmüstür. Bolu, sekâvet hadiselerine uzun zaman sahne olacak, bu vaziyet XVII. XIX. yy.larda bile eski seklini muhafaza edecektir. Köroglu'nun belki de özlemis oldugu iyi bir sekilde yasamak arzusu, ne yazik ki uzun zaman gerçeklesemeyecektir.



XVII.Y.Y.da II.ABDULHAMID ve BOLU
Bolu, Istanbul'dan tayin edilen ve kisa sürelerle görev yapan beylerce yönetildi. III. Murad'dan sonra, düzen genelde bozulmaya basladi. Bunda beyler, askerler, devlete karsi çikanlar, kadilar rol oynadilar. Ayrica, doguda ve batida devam eden savaslarda da Bolu insanca ve ekonomik alanda bütün gücünü kullandi. Devletin istedigi tahili zamaninda temin ve istenilen yerlere ulastirdi.
Celâlilerin de zaman zaman soguk nefesini ensesinde hisseden Bolu, Gerede ve Göynük, kötü günler geçirmis ise de Istanbul'un yetkisi ile eski günlerine dönebilmistir. Ilk örnegi IV. Murad olmaktadir. Bu Padisâh, Revan Seferi dönüsünde, Gerede, Bolu, Dibektas, Mudurnu, Göynük, Tarakli ve Geyve yolunu kullanmis, Bolu topraklarini sereflendiren, Osmanli gücünün ne oldugunu gösteren padisâh olmustur (1635). Sik sik deprem afetine maruz kalan yerler arasinda Bolu da görünmektedir.
Özellikle, 1668'de cereyan eden yer sarsintisi, Bolu'da bir çok insan kaybina ve

Cvp: Bolunun Tarihçesi (Genis Kapsamli)

Bolu, Istanbul'dan tayin edilen ve kisa sürelerle görev yapan beylerce yönetildi. III. Murad'dan sonra, düzen genelde bozulmaya basladi. Bunda beyler, askerler, devlete karsi çikanlar, kadilar rol oynadilar. Ayrica, doguda ve batida devam eden savaslarda da Bolu insanca ve ekonomik alanda bütün gücünü kullandi. Devletin istedigi tahili zamaninda temin ve istenilen yerlere ulastirdi.
Celâlilerin de zaman zaman soguk nefesini ensesinde hisseden Bolu, Gerede ve Göynük, kötü günler geçirmis ise de Istanbul'un yetkisi ile eski günlerine dönebilmistir. Ilk örnegi IV. Murad olmaktadir. Bu Padisâh, Revan Seferi dönüsünde, Gerede, Bolu, Dibektas, Mudurnu, Göynük, Tarakli ve Geyve yolunu kullanmis, Bolu topraklarini sereflendiren, Osmanli gücünün ne oldugunu gösteren padisâh olmustur (1635). Sik sik deprem afetine maruz kalan yerler arasinda Bolu da görünmektedir.

Özellikle, 1668'de cereyan eden yer sarsintisi, Bolu'da bir çok insan kaybina ve binalarin yikilmasina sebep olmustu. Kuzey Anadolu deprem hattini etki altina alan olay, sadece Bolu'da degil, Gerede-Çankiri, Niksar, Erzincan ve Erzurum'u da etkilemisti. Bolu'daki büyük camiler de zarara ugramis ve hayir sever kimselerce tamir ettirilme yoluna gidilmistir. Timurtas Pasa ailesinden Mehmed Bey'in insâ ettirdigi ve halk arasinda Eski Yeni Cami denilen ibadethane de büyük zarara ugramisti.

IV. Mehmed devrinde, Bolu Beyi, Avusturya Seferi için istenen kuvvetlerle orduya katilmisti. 1683'de, Bolulu lakabi ile taninan Mustafa Pasa, Hatice Sultan ile evlenmis ve saraya akraba olmustur. Baskent Istanbul'un tanidigi simalardan Mehmed Efendi, aslen Mudurnu'lu idi. III. Murad'in sohbet çevresinden Râziye Kadin'in damadi oldugundan, Damad Mehmed Efendi diye söhret kazanmistir. Çocukluk yillarini Çepni köyünde geçiren Mehmed Efendi, sonra Istanbul'a gitti. Tahsilini burada tamamladi.

Bostanzâde Mehmed Efendi'ye baglanarak, 1577'de onun Anadolu Kazaskeri olmasi ile tezkireciligini yapti. Daha sonra Ümm el-Veled Medresesine atandi. Galata, Bursa, Istanbul, Kahire ve Mekke kadisi memuriyeti ile hizmet gördü. Bu arada, Anadolu, Rumeli Kazaskerliklerinde de vazife görmüstür. Fatih Camisinin Haliç tarafinda bulunan Sinan Aga Cami karsisinda, kösede "Mudurnulu Damad Mehmed Efendi Darü'l-Hadisi'ni kurmus, çok sayida ögrenci yetistirilmesine vesile olmustur.

Rumeli Kazaskeri iken ma'zûl ve 1613'de vefat etmistir. Ayni egitim kurumunun bahçesinde topraga verilmistir. Darü'l-Hadis bu gün mevcut degildir. Ayvansarayî, Seydizâde ve Ataî'nin kisa malumati çerçevesinde, Mudurnulu Damad Mehmed Efendi ve Darü'l-Hadis'i unutulmaktan kurtulmustur. XVII. yy.in taninmis bilginlerinden olan Kâtip Çelebi yazdigi tarih ve cografya eseri ile çagina izler birakmistir.
Bartinli Hamdi'nin de nakiller yaptigi Cihannûma'da, Anadolu'nun anlatilisi sirasinda "Fasl-i Der Livâ-i Bolu" basligi altinda, su bilgiler verilmektedir. "Bolu, Anadolu Eyaletinde miyâne pâyedir. Ahalisi Türkmen ve insanligi güzeldir. Sinirlari: Doguda Kastamonu, kuzeyde Bahr-i Siyâh (Karadeniz), batida Koca-Ili ,güneyde Hüdâvendigâr (Bursa) vardir.

Kazalari bunlardir: Üskübi, Eflâni, Eflâni-i Bolu, Eflakan, Akçasehir, Aktas, Amasra, Ulak Deresi, Oniki Divan, Ulus, Ovayüzü, Samako, Tarakli Borlu, Tarakli Yenice, Kibriscik, Kizilbel, Pavli, Bender Eregli, Pencsenbih nâm-i Diger Zerzene, Bartan nâm-i diger Oniki Divan, Tefen, Todur-ga Çihansenbih, Hisar Önü, Dört Divan, Dirgene, Devrek, Zenzene, Zagfiranborli (Safranbolu), Saray, Sihâbeddin, Konur Apa, Gocinos, Gerede, Gökçesu, Gölpazari, Mudurni, Mengen, Viransehir, Yedidivan, Yilanlica, Yenice-i Boli, Yörükan-i Boli, Yörükan-i Tarakli".
Bu durumda, Bolu Sancagi, Amasra'dan, Akyaziya, Göynük'e ve Ankara'ya kadar ki sahalari içine almaktadir. Tapu - tahrir defterlerine göre, Bolu merkez kasabasi da dikkati çeken yörelerdendir. Asli Hatun, Gölyüzü, Solakoglu Cami, Tursucuoglu, Hoca Bey, Hatîb, Karaçayir, Haci Ilyasoglu, Ak Mescid, Tabaklar, Naib Ümid, Karamanli gibi on iki mahalleden meydana gelmektedir.

Kâtib Çelebi, "Evsâf-i Bolu" da, kasaba hakkinda sunlari yazmaktadir: "Kâide-i Vilâyet sursuzdur ki, esvâk-i âmiresi ve müteaddid cevâmi ve hamamlar, medreseler ve hanlari vardir. Istanbul'dan alti merhaledir. Otuz iki adet köyü vardir. Bunlarda bir cins findik olur. Ona kisti/fisti finduk derler. Agaci, kestane agaci gibi gayet lâtif yiyecektir ki, badem tadina benzemektedir. Tanesi findik gibidir. Sehir, düz bir sahrada vâkidir. Etrafi kûhistandir. Ancak dogu ve batisi açiktir. Üç hamam ve dört câmii, ki biri Semsi Pasa Câmii ve Karaçayir Mahallesi câmiidir.

Dabbaglar (yukarida Tabaklar diye isâret olunmustu) Câmii ve Gölyüzü Mahallesi câmiidir. Güney tarafinda, çifte sicak sulu ilicasi vardir. Ricale mahsus olan germabe (Ilica)'nin havuzu iki tanedir. Nisvân (bayan) Ilicasinin suyu soguktur. Mudurnu Yaylalarindan gelür büyük nehri vardir. Ki Gölpazari ile Hisar Önü (Ulusu/Filyos) kazalari önünde denize dökülür. Gölyüzü mahallesi ve arasinda küçük bir gölü vardir ki onda egri hasil olur. Kamis gibi bir ot köküdür. Bolu yakininda iki çesme vardir. Birisinin suyu çiktiktan sonra sertlesir (tas olur). Birisinin suyu da tasi eritmektedir. Ol çesmeye agaçtan tekneler komuslardir. Bolu'da (üzüm) engür olmamaktadir." Katib Çelebi, "kâide-i vilâyet sursuzdur" diye yazmaktadir.

Demek oluyor ki Bolu iç merkez olmakla, kalesinin bakimina gerek duyulmamis ve Evliyâ Çelebi'nin de isaret ettigi gibi tarihi ömrünü tamamlamistir. Bundan önceki kale yapimlari ve bazi kisitli bilgilerin isigi altinda, Bolu mükemmel bir kaleye sahipti. Iç ve dis kale ile surlari, kuleleri göz alici idi. Kalenin etrafi su hendegi ile çevriliydi. Ayrica, kuzeydogu kisminda, yagmur sulari ile hacmini artiran bir de göl vardir ki bunun hatirasi son zamanlara kadar Gölyüzü ismi ile devam etmistir. Çaga Gölü'ndeki "egri otu", Gölyüzü'nde de mevcuttu. Bolu'nun genis bir sekilde tanitimini Evliyâ Çelebi'ye borçluyuz.

Izmit seyahati esnasinda Bolu'nun batisina kadar gelmis, Sakarya ve Sapanca Gölünden bahsederken, kereste nakliyati için Düzce Pazar'in, Bolu'nun vaziyeti üzerinde fikir beyan etmistir. Evliyâ Çelebi, Trabzon gezisi sirasinda, bu defa Bolu'nun Karadeniz kiyisindaki kasabalarina ugramistir. Kefken'den sonra, Melen Agzi'ni geçen Evliyâ Çelebi'nin ilk anlattigi yöre Kazak hücûmundan tahrib edilmis Akça Sehir'dir. Alapli ve Eregli gibi iskeleleri de kisaca tasvir etmekte, Hisarönü, Bartin ve Amasra'dan bahsetmektedir. 1645'de, Erzurum'a giderken, takip ettigi yol üzerinde Izmit, Sapanca, Hendek, Düzce pazari, Üskübi, Bolu, Çaga ve Gerede vardir.

Bu münasebetle Bolu için sunlari yazmaktadir: "Üskübi'den dokuz saat uzakliktadir. Kalesini Bursa tekfuru yaptirmistir. Toprakli yüksek bir tepe üzerinde dört köse harabe içinde, imâri çok küçük bir kaledir. Anadolu'da Sancak Beyi tahtidir. On dört zeâmet ve ellibes timari vardir. Çeribasisi ve alaybeyi vardir. Kanun üzere atlilari ile iki bin sekiz yüz kiliç askeri bulunmaktadir. Bolu, Gökçesu, Sazak, Gerede, Dörtdivan ve Yigilca gibi nahiyeleri vardir.

Kadi ve yöneticiler adaletli davranmak zorundadir. Zira reayasi üç günde istanbul'a gidip, sikayet ederek, zalim hakimin hakkindan gelirler. Yeniçeri serdari, sipahi kethüdasi yeri, nakib el-esraf-i vardir. Her ne kadar Türklük ise de ayan ve esrafi, tüccari çoktur. Gerçekten mamur ve abadan bir büyük sehirdir ki, toprakli bir dag arasindadir. Otuz dört mahalle, otuz dört cami vardir.

Üç bin kadar zarif binasi mevcuttur. Bazi ailelerin evleri ve hanlari kiremit örtülüdür. Pasa Sarayi, Semsi Pasa Sarayi, Zülfikar Aga Sarayi da bakimlidir. Camilerin en güzeli çarsi içindeki Mustafa Pasa Camii'dir". Osmanli devresinde de Bolu zengin orman örtüsüne sahipti. Çam, kayin ve mese basta olmak üzere her türlü agaç cinsi göze çarpiyordu. Bolu kerestesi, Istanbul'da taninmisti. Bütün ahsap yapilarda bu kereste kullaniliyordu. Ancak, sik sik meydana gelen yanginlar, Bolu'dan sürekli kereste nakliyatini devam ettirmistir. Öküz arabalari ile Izmit, Akçasehir, Alapli, Eregli ve Bartin iskelelerine indirilen keresteler, yelkenlilerle Istanbul'a gönderilmekteydi. Akçasehir'de, hususi kereste depolari vardi.

Tahtalar burada izgaralanarak kurutulur ve daha da sertlesmis, hafiflemis olarak Istanbul piyasasina arzedilirdi. Tersane-i Amire için en elverisli kereste yine Bolu ormanlarindan temin edilmekte idi. Verdinar ve serenler iç kisimlardan kesiliyor, Sakarya, Mudurnu Suyu, Melen, Filyos veya Bartin Çayi vasitasi ile denize kadar tasiniyordu. Bartin, Eregli, Alapli, Akçasehir, Kefken gibi merkezlerde kalyon insaasi yapilmakta idi. Tersane-i Amire'nin Izmid (Iznikmid) kolu için Bolu Konur Apa, Akyazi, Ab-Safi ve Sapanca Daglarindan kesilen keresteler, miri yani devlet ormanlarindan görevlendirilmis öküz arabalari ile Izmit Tersanesine nakledilmekte idi.

Buna dair belgelere sik sik rastlanmakta bazi anlasmazliklar için de ilgili merkezler kadilarinin dikkati çekilmekte idi. Istanbul ve Saray'in kömür, odun ihtiyacini da yine Bolu ormanlari karsilamakta idi. Kömür, meseden yapildigi için, bazen özel mese ormanlari da vücuda getirilmistir. Diger taraftan kereste kesimi de belirli kaidelere baglanmisti. Miri ormanlari yakan ve tahrip eden, açma yapan insanlara da sik sik rastlaniyordu. Evliya Çelebi'nin ve bazi arsiv belgelerinin de vurguladigi gibi orman ürünlerine bagli su yolu tasimaciligi da gündeme getirilmis ise de hayata geçirilememistir. Evliya Çelebi'nin gelis-gidislerinden de anlasildigina göre, Bolu önemli yollar üzerinde bulunuyordu.

Sahil yolu, Istanbul, Sile, Kefken, Karasu, (bazen Deniz Köy), Melenagzi, Akçasehir, Alapli, Eregli, Hisarönü, Bartin ve Amasra çizgisini teskil etmekte idi. Deniz yolculugu kolay olmasina ragmen firtinali havalarda tehlike arz ediyordu. Baslica siginaklar Kefken, Eregli ve Bartin Çayi agzi olmakta idi. Karadeniz'de bir çok yelkenli, Kafkas ve Kirim hatta Rumeli sahillerinden yükledikleri tahil vs. ile firtinaya tutulmakta ve Bolu sahillerine düsmekte idi. Istanbul'dan Sinop ve Trabzon yolunu takip eden yelkenlilerin Bolu'daki yegane yön bulma isareti Eregli'de Baba Burnundaki fener idi.

Istanbul'un baskent olusundan sonra halkin Bagdad yolu adini verdigi ve Kanuni Sultan Süleyman zamaninda islerlik kazanan kuzey yolunun baslica ugrak yerleri sunlardi: Istanbul, Üsküdar, Bostanci, Kartal, Hereke, Gebze, Izmit, Sapanca. Sapanca'dan sonra yol ikiye ayriliyordu. Biri, Geyve'ye dönüyor Bolu veya Ankara'ya ulasiyordu. Geyve, Tarakli, Göynük, Mudurnu, Bolu. Göynük'ten sonra hemen doguya Sakarya vadisine dogru inen yol, Nallihan, Beypazari, Ayas üzerinden Ankara'da sona eriyordu. Göynük'den sonra Mudurnu'ya oradan Aktas Bogazi ile Bolu'ya baglanan yol, kuzeyden geçen hat ile birlesiyordu. Sapanca'dan sonra, doguya Akyazi ovasina giden yol. Sakarya ve Mudurnu suyunu asarak Akyazi'ya ugramadan Hendek pazarina geçiyordu.

Egridere Vadisini asan yol, Melen Köprüsü geçildikten sonra, Düzce Pazari oradan Üskübiye baglaniyordu. Üskübü, Bakraz, Muncurlu, Üçköprü Derbendi., Kaynasli'dan geçen yol Bolu Dagi dibindeki Dariyeri hanlarindan, zikzaklar çizerek 700m kadar yükselerek, Derbend'e gidiyordu. Bolu'ya kadar ova içinde uzanan yol, Köroglu Derbendi, Çaga ve Gerede'de hep ormanlik arazi içinde kaliyordu. Bolu, XVII. yy. dan itibaren kervanlarin geçtigi Erzurum ve Kayseri istikametine gidenlerin ikamet ettigi kasaba idi. Bu yüzden merkez ve kazalarda büyük degilse de normal hanlara rastlanmaktadir ki çok azi zamanimiza kadar gelebilmistir. Sapanca'da Rüstem Pasa, Hendek'de Mustafa Pasa, Düzce'de Semsi Pasa, Üskübi'de isimsiz, Dariyeri'nde Semsi Pasa hanlari göze çarpmaktadir. Göynük ve Mudurnu'da da büyük hanlar vardir. Rüstem Pasa'nin kervansaray aginin bir bölümünü de Mudurnu'daki Dibek Hani teskil ediyordu.

XVIII. yy. da hala isler vaziyetteki Dibek Hani, IV. Murad'in sefer dönüsü civarinda konakladigi yapidir. Bolu'da da kiremit örtülü hanlarin varligindan bizi Evliya Çelebi haberdar etmektedir. Yedi kadar han Semsi Pasalilara aittir. Ayrica hususi sahislara ait hanlar da vardir. Bolu Bedesteni de bölgenin en büyük ticari merkezi idi. Gerede ve Safranbolu hanlari da Kastamonu'ya kadar yolcularin dinledikleri, kervanlarin da çesitli gereçlerini karsiladigi yerlerdi. Gerede-Ankara baglantisi ise basit bir yoldan ibaretti. Köylerin bir birinden çok uzak olmasi, daglarin yarisinin ormanlik ve yarisinin da yaylalardan meydana gelmesi, nedense pek ilgi görmemistir.

Gerede'den üç dört konak sonra Yabanabad yani bugünkü Kizilcahamam vardi. Ancak, Kazan'a, sonra Ankara'ya ulasabilmek için Bolu Dagi gibi arizali Karga/sekmez Dagini asmak zorunlulugu vardi. Bolu Hanlarinin önde gelen örneklerinden biri olan Tashan Büyük Cami batisindadir. Bugün bile ayni özelligini korumaktadir. Üstü demir kapli kapisi ve kemerin solundaki kitabe ilk defa Bolu Vilayeti Salnamesinde metin olarak verilmistir. A. Gökoglu Paphlagonia'sinda günümüz alfabesi ile kitabeyi kamuoyuna sunmustur;

Bi-Avn'illâh Bolu sehrinde bu han oldu nev-icâd Ne vâlâ Yildirim Han Camii kurbinde hos abâd Ser-bevvâb Dergâh-i mu'allâ meskenet-i pirâ Cenâb-i haci Abdullah Aga kildi âni imhâd Civâr-i câmi'a evvelce sadirvan akitmisdi Dâhi muhtac olan nice mahalde çesmeler tadâd O, nev-mecrâya vakif olmak için yapdi bunu ancak Ilim ü kadr-i mutlak mükâfatin ede müzdâd Bu han-i kargirin çün esasin kurdu nev uslûb Iki kat odalar mergub idüb nur-i sem'aya isnâd Zeh-i me'vayi bi hemta içi disi bütün ra'na Yukari kati hem bâlâ eder nazaresi dilsâd Bununla oldu sadani derun-i sûk-i Sultâni Veli gör eski Tas Han'i bu hanin pâyine iftad Bu han'in vasfini Alî eden ni'met-i âli O da baninin ikbali, Hüdâ verdi ana irsâd Suyun buldurdi mecraya o vâlâ mahzen-i maye Bu han'in havzin ortaya alub, verdi safadan dâd Akar su dahil ve haric meta'i bunda pek rayiç Hayat olsun hemen var, iç, du'a-i hayrla kil yâd Alup bu güherin sirrin delüb takdi, bulib yerin Bolu Pazari'dir sirin bu han oldu ana ferhad Erer kildi o zû himmet bu sehr içre büyük ni'met Yola geçmisti rahmet-i peder mader kamu ecdâd O zâtin maksadi sudur güzel mesreb güzel huydur Ezelden niyeti budur ki mecrâ görmeye ifsâd Ilâhi sakla afâtdan bu sehri aksi hâletden Ahâli sin hasaratdan kederden eyle gel eb'âd Hitâm-i hâne kildi Talibi bu vasfla tarih Aceb nadide han oldu bu zibâ tarh-i nev-bünyâd S e n e : 1219
Bu kitabeden Han'in 1804'de, Serbevvab Haci Abdullah Aga tarafindan insa ettirildigi anlasilmaktadir. Otuz alti odasi vardir. 1952'den önce, Sirkecinin Mustafa Özen'in tasarrufunda idi. Bolu, dogudan batiya, batidan doguya kara ve deniz yolu ile giden gezginlerin geçtigi ve bu münasebetle tanittigi yerdi. Evliya Çelebi'den sonra, Jean-Babtiste Tavernier, Richard Pococke (1740), Chevalier M. Otter, James Morrier (1808), Adrien Duprê (1808) Bozoklu Osman Sakir (1810), John Macdonald Kinneir (1814), Sir Ker Porter (1819), Eugêne Borê (1837), William Francis Ainsworth (1838 - 1840), Xavier Hommair de Hell, A. D. Mortdmann (1856), George Perrot (1861), Walther von Diest (1886) ve Richard Leonhard (1903) gibi gezginler Bolu ve kasabalarindan geçmisler, bazen kisa bazen de genis bilgiler vermislerdir ki, resmi belgelerde olmayan haberleri de onlara borçluyuz.

Bu gezginlerin temas ettikleri noktalardan biri de Bolu ayanlaridir. III. Selim ve II. Mahmud devrinde etkinlikleri görülen önemli ayanlar . Kolçakpasazade Haci bey, Corazoglu Halil Aga, Emir Halilogullari, Ramazanzadeler, Veliogullari, Kalinbacakogullari, Ismail ve Hasan Beyogullari, Küçük Haliloglu, Hendekçiogullari, Topçuzadeler, Serhos Osman, Pasabeyzade Abdullah, Ali Molla, Çalikzade, Haydudoglu, Tölemenoglu'dur. Bolu, Üskübü, Akçasehir, Gökçesu, Eregli ve Gerede ayanlari uzun zaman kendilerinden söz ettirmislerdir. Ancak, bunlarin çogu Hüsrev Pasa'nin yöneticiligi sirasinda ortadan kaldirilmislardir. Genel olarak ayanlik hakkindaki bilgiler Prof. Dr. Yücel Özkaya'nin arastirmasinda ele alinmistir.

Ayrica, Bolu'daki resmi belgelerden faydalanarak, Midhat Kemal Bey, "Ayanlar Devrinde Bolu" da, bunlarin faaliyetleri hakkinda bilgi vermektedir. III. Selim ve II. Mahmud zamaninda Bolu'da ve Istanbul'da etkinliklerini gördügümüz "Haci Ahmed Ogullari" da, yeniliklerin en atesli taraftari idi. Ne yazik ki Istanbul'da meydana gelen ayaklanmada, devlet yönetiminde yarari görülecek Haci Ahmedoglu Ibrahim, katledilmistir. Tarihçi Sanizade, Haci Ahmetoglu bahsinde, ondan ve meydana gelen olaydan bahsederken sunlari belirtmektedir: "Anadolu hanedanindan olup, III. Selim zamaninda gözdelerden biri olan mukaddemce Istanbul'a celb ile Dergâh- Âli Kapucubasiligiyla benam ve büyük Mirahorluk payesiyle merbut Istanbul'da görevli bulunan Bolu Beyi Haci Ahmedoglu, önceleri, Bolu'daki Asakir-i Sahane ve bina-i kisla ve bimarhane hususlarina mukaddem ve mu'in oldugu sebebi ile Istanbul'da ekseri manav ve asçi ve gözlemeci ve biraz da muhtekir olduklarindan gasb-i emvâl ibadiyla karargir mertebe-i vafiretle kesr Bolu Türklerinin kendüye gayz ve adavetleri derkar olmagla, yedlerinde giriftar oldukta, kantere-i seyf-i dumardan velayet ve emrar eylediler".
Böylece Seyyid Ibrahim gibi önemli sahsiyet, ortadan kaldirilmistir. 1821'de, Rum tercümanlarindan Istavraki (Stavraki) Bey, büyük oglu da beraberinde oldugu halde Bolu'ya sürüldü. Ilica'dan sehre dönerlerken önlerine çikan kimselerin hücumuna ugradilar ve biçaklanarak öldürüldüler. Bu ise meshur Halet Efendi'nin karistigi seklinde söylentiler kamuoyunu mesgul etmistir. 1840'da, Kapucubasilardan Hüseyin Bey, Gümrükçü Osmanpasazade Edhem Bey ve Bolu Hanedanindan Mehmed Aga, Bolu ve kazalarinin muhassilligini aldilar. II. Mahmud'un ölümünden sonra, Osmanli tahtina Abdülmecid, Abdülaziz, V. Murad ve II. Sultan Abdülhamid tahta çiktilar. Dünya meselelerinin iyice yogunlastigi bir zamanda, Büyük Devletler arasinda Osmanlinin hasmetini yasatmaya çalistilar. Tanzimat ve Islahat uygulamalari Bolu'da akislerini buldu. Bolu idari degisikliklere de sahne oldu. Kastamonu Vilayetinin bir sancagi, sonra müstakil Bolu sancagi sekline getirildi.




MONDROS'TAN CUMHURIYETE 1918 - 1923

Milli Mücadele ve Cumhuriyetin baslarinda Bolu'yu temsil eden milletvekilleri, gerçekten zor bir dönemde büyük imtihan vermislerdir. Bolu'daki parlamenter hayat, ilk anayasanin yürürlüge girmesi ile baslamisti. II. Sultan Abdülhamid ve V. Mehmed Resad dönemlerinde, Kastamonu; Müstakil Mutasarriflik sonrasi da Bolu grubunu teskil etmislerdir. Milli Mücadele baslarinda ise meclis mevcut olmadigi için Bolu'nun milletvekili yoktu. Fakat, Amasya'da, Mustafa Kemal Pasa - Salih Pasa görüsmelerinde, Meclis için seçimlerin yapilmasi ve Meclis'in açilmasi kararlastirilmisti.

Bu nedenle, Ali Riza Pasa Hükümeti Dahiliye Nezareti kanali ile Vilayet ve Mutasarrifliklar'a gönderdigi emirde, meb'us seçimlerinin yapilmasini istemisti. Istanbul'daki Meclis-i Meb'usan-i Osmani için Bolu'da da genel gözetim altinda seçimler yapildi (Aralik 1919). Ocak 1920'de adi geçen meclis de Bolu'yu temsil eden meb'uslar Tunali Hilmi, Müfti Ahmed Tayyar, Nuhzade Mehmed Vasfi ve Yaver Cevad Abbas Bey'di. Tunali Hilmi, inkilapçi görüsleri savunan ve Ittihad ve Terakki döneminde, Karadeniz Ereglisi kaymakamligi yapmis kimse idi. Bolu'nun köklü ailelerinden "müfti" diye taninan Ahmed Tayyar (Çulha), Milli Mücadeleye kalben inanmis, kongrelerin vatanin kurtulusunda rol oynayacagi etkinligi önceden görebilmis sahsiyetti.

Mehmed Vasfi Bey, Bolulu Nuhzadelerdendi. Cevad Abbas Bey ise M. Kemal Pasa'nin çevresinden subaydi. "Yaver" olarak söhret kazanmisti. Bilindigi üzere, Meclis-i Meb'usan-i Osmani'nin uzun olmadi. Ingilizler, Istanbul'u Mart 1920'de isgal ettiler. Bazi parlamenterler de çesitli nedenlerle göz altina alinmaya baslandi. Bir kismi da Malta'ya sürüldüler. Mustafa Kemal Pasa, Ingilizlerin tutumunu önceleri sezdigi için rapor almis ve Istanbul'a gitmemisti. Baskent'deki elim durumu ögrendikten sonra, vilayet ve mutasarrifliklara telgraf gönderdi. Yeni seçimlerin gerekliligini vurguladi. Ankara'daki yeni meclisin adi Meclis-i Kebir-i Milli olacakti. Ancak bu isim Türkçelestirilerek, Büyük Millet Meclisi adini aldi. Bolu seçimlerinde, Nuhzade ile Ahmed Tayyar Bey yer almadilar. Yeni listede göze çarpan isimler; Abdullah Sabri, Abdülvahhab, Fuad, Mehmed Cevad, Mehmed Sükrü, Tunali Hilmi, Nuri ve Yusuf Izzed Pasa idi. Abdülvahhab Bey, Ankara'ya gitmedi. Az sonra meydana gelen Ankara karsiti grubun liderligini yapti. Yusuf Izzed Pasa, onun yerine Bolu milletvekili olarak seçildi.

Ancak o da, Yunan Cephesinde iken vefat etti. BMM, 23 Nisan 1920'de törenle açildi. Bolu ve kazalarinca tebrik edildi. Dr. Fuad ve Derdli Gazetesi sahibi Sükrü Beyler Hüsrev Bey Hey'et-i Nasihasinda olduklari için Meclis açilisinda bulunamadilar. Tunali Hilmi Bey ise Istanbul'dan Ankara'ya ulasamamisti. Bu durumda, Devrekli Abdullah Bey ile Düzceli Nuri (Aksu) BMM'nin kutsal çatisi altinda olabilmenin zevkini yasamislardir. BMM'nin II. Dönemi 1923 - 1927 tarihlerini içermektedir. Yeni dönem için Bolu, BMM'de bes milletvekili tarafindan temsil edildi. Bu milletvekilleri Cumhuriyetin de ilk siyasi temsilcileridir. Bunlar: Falih Rifki (Atay), Emin Cemal (Suda), M. Cevad Abbas (Gürer), Mehmed Vasfi (Nuhoglu), Sükrü (Gülez) dir.

Tunali Hilmi Bey, Zonguldak Milletvekilligini tercih ettigi için Bolu listesinde görülmemektedir. Mutarekeden Cumhuriyete, oldukça güç sartlar altinda görev de bulunan mutasarrif ve vekilleri: Ali Haydar (Yulug), Osman Nuri, Nazim Bey, Halil Bey (Türkmen) ve Fahreddin Bey'dir. Nazim Bey vekil olup, asker kökenlidirler. Ali Haydar Bey, Mütareke sonrasi Bolu'ya gelmis ve görevine baslamistir. Milli Mücadelenin basinda, Izmit'teki meslektasi Suad Bey gibi Istanbul yanlisi tutum içinde idi. Mide rahatsizligi sebebi ile isleri oluruna birakmisti. Ancak, M. Kemal Pasa'nin sert tutumu ile ileri gelen Bolulularin da Kuvay-i Milliye yaninda yer almalari sebebi ile politikasini degistirdi. Damad Ferid Pasa ile temasin kesilmesinden sonra, Bolu ve Adapazari yörelerindeki olaylar hakkinda sürekli Hey'et-i Temsiliye Reisi M. Kemal Pasa'ya bilgi aktardi.

Seçimlerin emniyet içinde yapilmasina nezaret etti. Özellikle Düzce'deki emniyetin bozulmasi üzerine, Siki Yönetim ilani ve mahkemenin çalismasi için gayret gösterdi. Mart 1920'de Bolu'ya gelen Celaleddin Arif ve Ismet Bey grubunu kabul etti. Ankara'nin hakliligini ve milli çizgideki rolünü bir kere daha ögrenmis oldu. Düzce'de gelisen aykiri görüsleri yakindan takip etti. Adapazari'nda baslayan ve kisa zamanda Düzce'yi de içine alan ayaklanma üzerine zor duruma düstü. 13 Nisan 1920'de, Ankara'ya karsi Düzce ayaklanicilarinin harekete geçtigini telgraf ile ögrendi. Bir hata yaparak, Bolu Dagi'nda Düzceliler ile görüsmeye gitti. Bu nedenle asilerce göz altina alinda. TBMM'nin açik ve gizli görüsmelerinde, esir edilisine kadar cereyan eden olaylar, onun kaleminden çikmistir. Düzceli Sefer, Abdülvahhab, Koç ve Maan Ali Beyleri yakindan tanidigi için, Sefer Bey'in konaginda bekletildi. 27 Mayis 1920'ye kadar tutukluluk hali devam etti. Çerkes Edhem tarafindan kurtarildi.

Ankara, Mutasarrifligina son verdi ve baska yere atadi. Tabii, ayaklanma devam ettigi müddetçe, Istanbul da bos durmadi. Sivas'da iken adindan bahsedilen ve M. Kemal Pasa'nin yakini biri tarafindan kefil olunan Osman Nuri Bey, mutasarrif olarak gönderildi. Osman Nuri, ilk is olarak M. Kemalcileri yeren hatta bolsevik oldugunu bile ileri süren ithamlarla dolu mektuplari, Bolu ve kazalarinda dagittirdi. Bu mutasarrif bir ara cebhede de bulunmus, Düzce grubu ve Binb. Hayri Bey'in "Hilafet Ordusu"nu teftis etmisti. Osman Nuri Bey, Kuvay-i Milliye hareketinin basari ile sona ermesi üzerine, hayatini kurtarmak için, Istanbul'a kaçmistir. Cumhuriyetin ilani sirasinda, 150'lilikler listesine alinmistir. Halil Bey, Nazim Bey'in kisa vekaletinden sonra Bolu'ya geldi. Ikinci Düzce Ayaklanmasi bu mutasarrif zamaninda meydana geldi.
Halil Bey, kendisi tarafindan kaleme alinan hatiratinda Bolu Sancagindaki teftisleri, asker - yönetici iliskilerini ve ahalinin ne suretle kazanilacagini, en ayrintilarina kadar anlatmaktadir. O da, 1921 yili içinde, bir yil hizmet gördükten sonra Bolu'dan ayrildi. Fahreddin Bey, 1921 - 1923'de Bolu mutasarrifidir. Bolu için büyük kazanç olan mutasarrif, cephelerde ki vaziyeti yakindan takip etmis, kendisine ulasan haberleri, zamaninda ahaliye basin yolu ile duyurmustur. Bolularin cephedekilere yardimi organize eden, Mehmetçige içecek tütün ve çorap, giyecek saglayan tutumu ile göze çarpmistir. Ayrica, M. Kemal Pasa ile yakin görüsmeleri olmus, Adapazari yolculugu sirasinda Bolu'ya ugramasini can-i gönülden istemistir. Tel görüsmeleri, Türkoglu Gazetesinin 1921 ve 1922 yillarina ait nüshalarinda bahis konusu edilmistir. Mütareke sonrasi ve Milli mücadele döneminde, Bolu'da basin hayati da oldukça hareketlidir. En eski yayin organi "Bolu" gazetesidir.

Mütareke, Izmir'in Isgali, M. Kemal Pasa'nin Erzurum ve Sivas Kongreleri, Heyit-i Temsiliye Reisi olarak gönderdigi emirler, aydinlatici yazilar, Seçimler, Bolu'da Ankara'ya karsit hareketlerin baslamasi ve sonuçlanmasi, Ali Haydar, Halil ve Fahreddin Bey'in idaresindeki merkez ve kazalara ait haberler, Bolu sütunlarinda yer almistir. Geredeli Derdli'nin adi ile yayinlanan "Derdli" Gazetesi de, 16 Agustos 1919'dan itibaren yayinlanmaya baslamistir. Sahibi, Ilyaszade Sükri Bey'di. Derdli, ilk nüshalarinda simsekleri üzerine çekti. Zira, Mustafa Kemal Pasa'yi ve Kongrecileri açikça destekliyordu. Düzce'den, hakkinda Hey'et-i Temsiliye'ye sikayet bile edilmisti. Mutasarriflik Gazetenin Yayinini bir müddet tatil etti. Bolu hadiselerinin bittigi andan itibaren yine, 1920, 1921, 1922 ve 1923 yillarinda da yayini sürdürdü. Gazetenin bu nüshalari, Milli Mücadele için son derece önemli haberlerle doludur.
15 Agustos 1921'de ilk sayisi yayinlanan Türkoglu da Derdli gibi, samimi Ankara taraftari yayin organiydi. Sorumlu Müdürü Abdiagazade Mehmed Abdi olan Türkoglu, Gerçekte Akifbeyzade Midhat Akif Bey tarafindan nesrediliyordu. Bolu ve Dertli gibi, Türkoglu da, 1921, 1922 ve Cumhuriyetin ilk yillari için son derece önemli kaynaklardan olmaktadir. Milli Mücadelenin ve Kemalist hareketin ilk ciddi karsiti da "Kürsi-i Millet" gazetesidir. Ekim 1919'a kadar yayini sürdürmüstür. Sahibi, Hürriyet ve Itilafçi Emekli Kaymakam Kadri isminde biri idi. Bolu'da, Mütareke sonrasi, cemiyetlesme yoktu. Izmir'in isgali üzerine, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti çalismalari baslatildi. Trakyali imzasi ile yazilari Derdli'de yayinlanan Dr. Fuad (Umay) ve vatansever arkadaslari, bu cemiyetin temellerini attilar. Bu cemiyet, hizla kazalarda da teskil edildi. Düzce, Eregli Akçasehir, Bartin, Mudurnu ve Gerede'de de Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, belirlenen esaslar dahilinde, Bolu'nun talimati çerçevesinde faaliyette bulundu.

Hey'et-i Temsiliye ve sonra Ankara'daki BMM'nin çalismalarinda, Bolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin de mühim katkilari olmustur. Bolu ve kazalarindaki olumsuz hallerde bile cemiyet üzerine düsen görevi fazlasi ile yerine getirmistir. Derdli'nin 7 ve 14 Haziran 1920 nüshalarindan ögrenildigine göre, "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti"nin yapisi söyleydi: Üyeler : Belediye Reisi Ilyaszade Hakki Dava Vekili Ali Saib Hastahane Bas-Tabibi Irfan Seyh Nurettin Efendi Sultani (Lise) Edebiyat Ögretmeni Seref Leblebicizade Ahmed Efendi Tüccardan Kutucuzade Izzet Efendi Dava Vekili esraftan Vehbi Esraftan Rifat Gazetenin bir baska haberinde ise su yaziya rastlaniyor: "Bolu Müdafaa-i Hukuk Riyasetine Iase Müdir-i Sabiki Midhat Kemal Beyefendi intihab ve tayin kilinmistir." Midhat Kemal de aydin, ayanlar devrinde Bolu'nun yazari, herkesin saygi gösterdigi bir kimse idi.

Izmir'in Yunanlilarca isgali üzerine Bolu Basininda kamuoyunda, tepkiler ortaya çikti. Redd-i Ilhak Cemiyetinin paralelinde toplantilar düzenlenerek, Yunanlilar ve arkasindaki Itilaf Devletleri kinandi. Selim Saribay'in da isaret ettigi gibi Mudurnu'da da tel'în mitingi düzenlendi ve 17/30 Mayis 1919'da, Istanbul'daki Padisah Hazretlerine su telgraf gönderilmistir; "Devlete sadik uyruklariniz büyük sessizlik ile olaylari izlemekte oldugu bu elemli günlerde Paris Baris Konferansinca, milli haklarimizi koruyucu kararlar bekler iken vatanimizin en kiymetli bir parçasi olan Izmir ve çevresinin Yunan Hükümeti tarafindan adaletle bagdasmasi kabil olmayan ilhak mahiyetinde isgal gibi aksi sonuç vermesini görmekten derin bir heyecan içindeyiz. Tahtinizda sarsilmaz bir iman ile bagli olan biz vatan evlatlari hislerimizi bu ugurda her bir fedakarligi yapmaya hazir oldugumuzu ifade ve arz ederiz.

Belediye Baskani : Hakki Müftü : Ahmet Idare Meclisinden :Hasan Kadri Salih Istanbul Hükümetinin aldigi garip kararlardan biri de tehcir konusu idi. Bu arada, basta Midhat Bey olmak üzere bazi kisiler, Bolu ve Düzce'deki Ermeni olaylarindan sorumlu tutuldular. Dahiliye Naziri Vekili adina Müstesar imzali bir yazida, Ahmed Refik adinda biri hakkinda 9 Mayis 1920 tarihli Komisyon-i Mahsus kararinda sunlar belirtiliyordu: "Tehcir suçundan dolayi Siki Yönetim Mahkemesince bes sene müddetle hapse mahkum edilen Bolu Asker Alma Dairesi Baskanligi yazicilarindan Ahmet Refik Efendi'nin görevi sirasinda ve yer degistirme (tehcir) siralarinda Ermenilere iyi davranisi si'ar edinmis ve bir çok zavalliyi muntazir olduklari kötü sonuçtan kurtarmaya çalismis oldugu anlasilmistir." Yazinin bu bölümünde, Dahiliye Naziri Vekili Müstesarinin ileri sürdügü konular "tehcir", "kötü davranma" "masum Ermenilerin kurtarilmasi!" gibi hususlardan bahsedilmektedir.

Itilaf Devletleri kontrolü altindaki ve yanli davranislari olan bir yönetimden baska bir hareket beklenemezdi. Ayrica, tehcir/yer degistirme, keyfi kararla alinmis degildi. Hükümetin çikardigi kanun ile uygulama baslatilmisti. Özellikle Dogu Anadolu'daki yer degistirme isi, Bolu'daki gibi, Ermenilerin aleyhine degil lehine idi. Ermenilerin göç ettirilmesi sirasinda keyfi davranislar olmamistir. Her yetkili gibi Ahmet Refik bey de, üstlerinden aldigi görevi hemen yerine getirmistir. Nezaretin yazisinin sonunda da sunlar ifade edilmektedir: "O, suçsuz oldugundan, iyi halinin görülmesinden, Ingiltere Siyasi Temsilciligi nezdinde harekete geçilmesi gerekmektedir. Böyle bir izin için de makaminizin uygun görmesi lazimdir." Bolu, Mart 1920'de, yine karamsarlik havasi içinde idi. Ingilizler Istanbul'u isgal etmis, bununla da kalmayarak, Meclis-i Meb'usan-i Osmani'yi kapatmislardi. M. Kemal Pasa'nin talimati ile yeni meclis için seçimler yapilmasi Mutasarrifliktan istendi.

Dr. Fuad, Devrekli Abdullah, Ilyaszade Sükrü, yeni seçimde Bolu'yu Ankara'da temsil edeceklerdi. Biraz önce de Celaleddin Arif ve Ismet bey grubu, Adapazari, Hendek ve Düzce yolu ile Bolu'ya ulastilar. Celaleddin Arif, o sirada kapatilan meclisin baskani idi. Padisahla yapilan görüsmeden sonra, Anadolu'ya geçmisti. Kafilede bulunanlar Seyh Ata Efendi, Saffet Bey, Çerkes Resid, Ali Fuad Pasa'nin babasi Ismail Fazil Pasa, Ibrahim Süreyya Bey idiler. Mutasarriflik, Belediye ve Sultani'yi ziyaretten sonra Celaleddin Arif Bey kafilesi Aladaglar yolu ile Eskisehir - Ankara demiryolu'na ulasmislar, trenle 3 Nisan 1920'de Ankara'ya varmislardi. Düzce Kaymakami, askeri yetkililer ile Ali Haydar Bey, 8 Nisan 1920'de, durumun iyice bozuldugunu Ankara'ya bildirdiler. Düzce'nin Köprübasi Ömer Efendi köyünde toplanan asiler, Padisah Hükümet, Seyhülislamlik makaminin fetva ve fermanlari ile, Ankara'ya cephe alarak, ilk is olarak, Düzce'yi bastilar.

Küçük direnisler sonrasinda kasabada hakimiyeti sagladilar. Ali Haydar Bey son bilgileri Ankara'ya aktardi. Bununla da yetinmeyerek, ayaklanma liderleri ile görüsmeye gitti. Bolu Dagi'nda tutuklanarak, Düzce de göz altina alindi. Sefer Bey kaymakam, digerleri de kasaba yönetiminde çesitli görevleri üstlendiler. M. Kemal Pasa, BMM'nin açilmasina yakin zamanda Düzce ve Bolu'nun kötü duruma düsmesine seyirci kalamazdi. Önce, ögüt yolunu denedi. Sonra, bazi askeri kuvvetleri Bolu üzerine gönderdi. Ögüt kurulu, Hüsrev Bey baskanliginda, Lazistan (Rize) Mebusu Osman Bey, Bolu mebuslari Ilyaszade Sükrü ve Dr. Fuad Beylerden meydana gelmisti. 18 - 20 kisilik kafile ile yola çikildi. Yabanabad ve Gerede civarindaki Danismendler köyünde birer gece kalindi. Ertesi gün, Gerede disinda, Kör Ali'nin baskanligindaki Gerede asilerince ele geçirildiler. Hüsrev Bey, hayatini, tesadüfen kurtardi. Gerede'de göz altinda iken, Yarbay Mahmut Bey'in Hendek disinda Saribayirlarda sehit edildigini ögrendiler.
Devrek'ten Bolu'ya sevk edilen 32. Kafkas Alayi da Bolu disinda hile ile etkisiz hale getirilmisti. Hüsrev ve Mahmut Beylerin durumu açilis hazirliklarini tamamlamis olan BMM için sok tesiri yapmistir. Az sonra, Izmit'ten Düzce'ye dönen asi lideri, kafilenin Düzce'ye naklini emretti. Hüsrev Bey ve arkadaslari Çaga, Çaydurt, Bolu, Boludagi yolu ile Düzce'ye götürüldüler. Yolda iken beyaz bayrakli ve iman yenilemesi yaptirilmis askerler, memleketlerine gidiyorlardi. Hüsrev Bey ve arkadaslari bir gün hapishanede, sonra karsisindaki Hürriyet ve Itilaf Partisi binasinda göz altina alindilar. Erzurumlu Yzb. Avni Bey, Mehmet Bey'in 24. Tümen subaylari da ayni yerde idiler. Bunlar, Düzce ve Hendek olaylarini Hüsrev Bey'e bildirdiler. Ayaklanma, kuru otlar gibi tutusmus halde hemen her yere yayilmisti. Hendek, Adapazari, Akyazi, Düzce, Bolu, Gerede, Mudurnu kontrol altina alinmis, Ankara ile haberlesme de kesilmisti.

Yabanabad, Nallihan çizgisinde de Ankara'ya dogru yayilis yakindi. Marmaranin güneyinde de durum Anzavur yüzünden hiç de iyi degildi. Istanbul, Hilafet Ordusu adinda milis gücü kurmus, Izmit Mutasarrifi Ibrahim Hakki ve arkadaslarinin idaresine birakmisti. Binb. Hayri de ayni görevle Düzce'ye geldi ve Abad Cephesine gitti. Anzavur, Balikesir de, Çerkes Edhem kuvvetleri karsisinda tutunamadi ve agir bir darbe yedi. Iste bu sirada Ankara, O'nun ve Ali Fuad Pasa'nin, Adapazari üzerine yürümesini emretti. Çolak Ibrahim ve Esref Çetesi, Göynük ve Mudurnu hattinda, asileri durdurdu. Refet Pasa'nin da Mudurnu'ya gelmesi ile Abad Cephesinde çarpismalar hizlandi. Milli kuvvetler, bu hatta Düzceli asi grubu durdurdu. Çilimlili Mehmed Aga araciligi ile gelisen bir olay da Düzce'de cereyan ediyordu. Izmit'ten dönen Sefer Bey, Hüsrev Bey ile görüsmeyi kabul etti. Gizli toplanti sonunda Ankara'nin hakliligi kabul edildi.

Bir gece gizlice Düzce'den ayrilan Sefer-Hüsrev, Abad Cephesinde, Refet ile görüsmeyi temin ettiler. Bulanik Sözlesmesi ile fiili isyana son verildi. Hüsrev Bey, Mudurnu'ya gitti ve Refet Pasa ile birlikte oldu. Sefer bir iki adami ile Düzce'ye döndü. Bu sirada, Mudurnu ve Bolu harekati da baslatildi. Geyve'de, Adapazari'nda milli kuvvetler denetimi ele aldilar. Ali Fuad Pasa, Adapazari'nda kaldi. Çerkes Edhem, 27 Mayis 1920'de Düzce'yi dört bir yandan sararak, kasabayi ele geçirdi. Ankara'nin kabul etmemesine ragmen, Sefer, Abdülvahhab, Koç Beyler, asilarak idam edildiler. Bolu'dan da yakalanan bir çok kimse, bu arada eski mebus Abdülvahhab da idam edildi. 30 Mayis 2 Haziran 1920 harekati ile Bolu ve Gerede de asilerden temizlendi.
Ali Fuad Pasa, genel af ilan etti. Nazim Bey Bolu'da, mutasarrif vekilligine ve komutanligina getirildi. Bolu ahalisi, Nazim Beyin ve az sonra gelen yeni mutasarrifin idaresinden memnundu. Müretteb Tümen teskilinde gönüllüler hemen Nazim Beyin komuta altinda birlesti. 19 Temmuz - 23 Eylül 1920'de, tedip hareketi devam ettirildi. Nazim Bey, Sari Edip Efe, Halil Bey, sonunda duruma hakim oldular. Bursa ve Izmit'i ele geçiren Yunanlilar da yeni bir Bithynia yaratmanin hayali pesinde idiler. Yerli Rum ve Ermenilerle isbirligi yapan Yunanlilar, Kuvay-i Milliye ile Sakarya boylarinda küçük çapta mücadeleler yaptilar. Bolu, Düzce ve Hendek'deki kumanda merkezlerinden idare edilen kuvvetlerimiz Yunan çarpismalarinda, zafer kazandilar.

Böylece, muhtemel bir Yunan isgali Düzce ve Bolu'da yasanmadi. Bolu, Sakarya Meydan Savasi, Kütahya mücadelesi ve Afyonkarahisar dolaylarindaki ölüm kalim savaslarina insanca yardimlarda bulundu. Manevi olarak da ordumuzun zaferi için camilerde içten dualarda bulundular. Derdli, Bolu ve özellikle Türkoglu gazetelerinde ordumuzu destekleyen yazilar yer aldi. 9 Eylül 1922'de, "Ilk Hedefiniz Akdeniz'dir Ileri" komutunu sonuçlandiran ordumuz, Izmir'e girdi ve hükümet konagina sanli bayragimizi çekti. Izmir'e giren kahramanlar arasinda Bolulular da vardi.

Nalbant Ahmed Usta, ne gibi zorluklarla Afyon - Izmir yürüyüsünü gerçeklestirdigini, o günleri yasarcasina anlatmaktaydi. Alasehir, Salihli, Turgutlu, Nif ve Manisa'daki insanlik disi vahsetleri de görmüs, Yunan'in gaddarligini elemli bir dille ifade ederek, bizlere aktarmistir. Büyük Zafer sonrasi, Mudanya Mütarekesi imzalandi. Lozan'da, Itilaf Devletleri ve TBMM'si arasinda çetin müzakereler yapildi. 1923'de, 29 Ekimde, Cumhuriyet ilen edildi. Bolu, bu yeni yönetim sekli ile tanisti. Biraz önce gerçeklestirilen seçimlerle BMM'ne, temsilcilerini gönderdi. Cumhuriyet'le, Bolu'da yeni bir devir basliyordu.

 
Ana sayfa | Hakkımızda